bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bebek etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Eylül 2011 Çarşamba

Emzirme Haftası Etkinlikleri


1-7 Ekim Emzirme Haftası dolayısıyla Anne Bebek Dergisi anne sütünün ve emzirmenin önemi konusunu tekrar vurgulamak için sağlık toplantıları düzenliyor.

www.anneysen.com ve Emzirme Reformu Hareketi ile birlikte düzenlenen sağlık toplantıları 1 Ekim’de Nişantaşı Citys’de ve 8 Ekim’de Bakırköy Carousel’de…

www.doktoramcam.com sitesi kurucusu Çocuk Sağlığı ve Hastalıkları Uzmanı Dr. Anıl Yeşildal, Emzirme Reformu Hareketi’nden Elif Doğan ile Simge Tuğçe Mertoğlu, Anne Bebek Dergisi Yayın Yönetmeni Berna Paşahan’ın konuşmacı olarak katılacağı sağlık toplantılarına tüm anne babaları bekliyoruz.

ETKİNLİK PROGRAMI

1 Ekim 2011 Cumartesi Nişantaşı Citys Alışveriş Merkezi

Saat: 15:00

8 Ekim 2011 Cumartesi Bakırköy Carousel Alışveriş Merkezi

Saat: 15:00

26 Ağustos 2010 Perşembe

Oğluşumun Başına Gelenler...Elif'imin Kreş Günleri



Aslında bugün sizinle Elif ile ilgili güzel bir haberi paylaşacaktım ama az önce başıma gelen üzücü bir olayı anlatmak istiyorum önce. Emre yataktan düştü....Hem de bizim yatağımızdan, 56 cm...Allahım ben nasıl oldu da onu tekbaşına yatakta bıraktım...Ama yatağın ortasındaydı, yan taraflarında engeller vardı ve ben Emre'nin banyo küvetini yerine kaldırıyordum. Ama gözüm hep ondaydı. Sonra bir anda ağlama sesi...Hangi arada düştü anlamadım...Öyle kızgınım ki şimdi kendime...Bebişim nasıl da ağlıyordu...Tabiii onla birlikte ben de başladım ağlamaya..Sonra toparladım kendimi, başının arkasını vurduğu belliydi, kızarmıştı. Hemen soğuk kompress yaptım oraya. Kucağımda bir süre ağladı ama çabuk da sakinleşti. Sonra kollarını bacaklarını şöyle bir kontrol ettim, acıyan bir yeri var mı diye...Yok gibiydi. Genel görünümü de gayet iyiydi. Gülücükler saçmaya devam ediyordu. Ama ben gözünün içine bakıyorum, kayma var mı, kusacak mı diye...Aksi gibi de tam uyku saati idi. Biraz bekleteyim dedim ama nafile, öyle uykusu vardı ki, tam da banyo sonrası tabii. Neyse emzirdim uyuttum. Sonra başladım internette araştırmaya. Genel olarak hep genel görünümü iyiyse sorun olmayacağından bahsediliyor ama bazı ölüm haberlerini de okuyunca hemen doktorumuzu aradım. İlk 24 saatin önemli olduğunu ancak tedirgin edecek bir değişiklik yoksa çok endişelenmememi söyledi. Şimdi gidip gidip nefes alıyor mu, kusma var mı diye uykusunda kontrol ediyorum. Allah kimsenin başına vermesin, nasıl bir suçluluk duygusu kaplıyor insanı. Yatağa bakıyorum, yere bakıyorum, ahşap parke, ne kadar yumuşak düşebilir ki...Küt diye vurdu kafayı herhalde diye düşününce deli olmamak elde değil. Öyle dikkatsiz ve bilgisiz bir insan da değilim ama...İnsanın yaşayacağı varsa oluyormuş demek.






Neyse güzel haberi vereyim de üstümdeki sıkıntıyı dağıtayım biraz. Elif pazartesi günü kreşe başladı. Çok sevdiği bir arkadaşı ile birlikte olması alışmasında önemli bir rol oynadı. Onları sınıfta bırakıp çıktık, öğretmen ağlarsa öyle hemen bizi çağırmayacağını söyleyince biz de evlerimize gittik. O gün çok tedirgindim. Hem ev telefonum hem de cebim her çalışında acaba okuldan mı arıyorlar diye endişeleniyordum. Özellikle de uyku ve uyanma saatinde. Uyanma saatinde ben zaten her an evde fırlayacak şekilde hazır ve nazır bir şekilde bekledim. Saat 4 gibi almaya gittiğimde ise daha yeni yataktan kalkıyordu, keyif yapmak istemiş hanımefendi :) Hiç görünmedim baktım keyfi yerinde 5'de tekrar gelmek üzere ayrıldım. Çok güzel uyumuş ve hiç ağlamadan uyanmış. Nasıl bir şartlanma bu böyle. Ben 1 yıldır ağlamadan uyansın diye ne diller döktüm..Öğretmeni söyleyince hemen kapmış....İlk iki gün biraz tuvalet vukuatımız olmuş, kendini oyuna ve arkadaşlarına kaptırınca unutmuş tuvaletinin geldiğini. Dün herşey yolunda idi. Ben de onu markete götürüp istediği çikolatayı alarak ödüllendirdim. Yani anlayacağınız alışma sorunu yaşamadık şuana kadar. Gayet istekli bir şekilde gidiyor hatta dönüşte, bahçeye çıkmış oluyorlar, gelmek istemiyor. Dün girdim bahçeye bir baktım bizimkisi kuzunun peşinden koşturup duruyor. Hayvanlar, park, kum havuzu vs...neden gelmek istesin ki gerçekten de...



Yiğit ile beraber başlamalarının çok avantajlı olduğunu düşünürken aslında dezavantajı da varmış düşünemedik. Okulda sürekli birbirleri ile oynuyorlarmış. Yemekte beraber, oyunda beraber...başka çocuklarla fazla oynamıyorlarmış. Öğretmen yemekte ayrı yerlere oturtmuş, bizimkisinin suratı beş karış olmuş. Zaten geçenlerde "babam duymasın ben Yiğit'e aşığım, onunla evlenceğim" diye söylüyordu, allah sonumuzu hayrede....





4 Haziran 2010 Cuma

Elif'in Hayal Dünyası, Emre'nin Gerçek Dünyayı Keşfetme Çabası

Herşey yoluna girdi girmesine de Elif bu sene hastalıkta hiç kurtulamadı nedense. Salı gecesi yine ateşlendi, başka da hiçbirşeyi yoktu sadece düşmeyen bir ateş. 24 saati geçti ancak düştü. Babamız da Konya'ya gitti 20 günlüğüne. Tabii aklı burada kaldı. Ama Murat'ın gittiği akşam Elif'in ateşi hala düşmeyince annemler yetiştiler Erdek'ten kalkıp geldiler. Gece sıkıntı yaşarım diye korkmuşlar. Beklediğimiz gibi olmadı neyse ki. Şimdi ikisi de gayet iyi.
Elif'in hırçınlıkları bir yana Emre bir tatlı oldu. Karşısına geçip onunla konuşmamızı bekliyor, konuşunca da başlıyor gülmeye :) Ben yanından uzaklaşırken gözleriyle de takip ediyor. Elleri çok ilgisini çekiyor buaralar. Onları keşfetmek üzere ama henüz birşeyi tutamıyor. Önümüzdeki hafta 3. ay muayenemize gideceğiz. Daha burada doktor da bulamadık ama bakalım seçeğiz artık birini.


Elif'de de hırçınlık inatlaşma hepsi birarada. Son zamanlarda artık canı ne isterse onu giyiyor evde. Genelde de hep şık elbiselerini tercih ediyor. İlk zamanlarda hep ısrarla çıkartmasını, onların temiz kalmasını ve nedenlerini kendisine açıkladıysam da artık ısrarımdan vazgeçtim. Bıraktım kendi haline istediğini giyip çıkarıyor. Sema teyzemizin aldığı elbiseyi çok seviyor. Dün onu giydi yine, akşam oldu pijama vakti geldi yok çıkartmayacağım diye direniyor ben de çok üstüne gitmedim. Gündüz hiç uyumadığı için kendi kendine sızacak bir hali vardı. Sonra baktım elbisesiyle koltukta öylece uyuyup kalmış.



Filmlere dadandık yine. İstanbul'da uzak kalmıştı ama şimdi Buz devri 3 ve Barbie fındıkkıran balesindeyi çok seviyor. Bir de Barbie bebeklerinden yakında koleksiyon yapacak herhalde. Ben hiç almıyorum ama genelde bebek tebriğine gelenler sağolsun onu da unutmuyorlar ve genelde de Barbie bebek getiriyorlar. Onlarla da sıksık kendini kaptırıp oynuyor, tabii hayvanları da unutmamak gerekir. Özellikle de filleri. Buz devrindeki gibi onları konuşturup duruyor. Oyununu takip edince aslında çocuk dünyasının ne kadar da yaratıcı olduğunu anlıyorum. Neler anlatıyor, nereden nereye geçiyor bir duysanız, kameraya çekmek lazım aslında. yaşları küçük ama hayal dünyaları öyle büyük ki...

18 Mayıs 2010 Salı

Bandırma'ya Döndük

Hastaneden çıktıktan 2 gün sonra büyük bir cesaretle Bandrma'ya döndük. Herkes biraz daha kalmamız konusunda ısrarlı idi ancak ben evime dönünce herşeyin düzeleceğine inanıyordum. Neyse ki Emre'de herhangi bir sorun olmadı. Ama bu sefer onu gerçekten kolladık. Normalde ısıtıcı yanacak bir hava değildi ama bu konularda rahat davranan ben bu sefer ısıtıcılarla ortamı hep sıcak tuttum ki hastalık tekrarlamasın. Evimize yerleştik. Tabii kayınvalidem de benimle geldi, sağolsun yemek görevi hep onda. Emre'nin de gazını çıkartıyor uyutuyor. O şimdi yarın dönüyor. Ben de henüz yardımcı bulamadım. Bakalım halim ne olacak.
Emre artık bizlere anlayarak bakmaya başladı. Başıyla takip ediyor. Kouşunca gülücükler saçıyor. Elif gibi o da güleryüzlü olacak herhalde. Playskool'un 2'li egzersiz oyuncağı vardı Elif'ten kalma, onun altına yatırıyoruz heyecanla tepinmeye başlıyor. Kucakta gezinince çok mutlu oluyor ama maalesef ablamızdan ötürü çok fala kucağa alamıyorum garibimi :(
Buarada Elif dün gece ateşlendi. Öyle çok ciddi bir durum değil 38-38.5 arasında. Gece tuvalete kalktıında ilk önce farketmedim ateşini, sonra çenesi açıldı birden. Yatağına yattı vırvır konuşup duruyor. Yanımıza geldi hala konuşuyor, masallar anlatıyor...Meğer ateşi varmış çenesine vurmuş :))) Şimdilik 6 saat arayla Calpol veriyorum.
Geçen pazar günü Erdek'e gittik. Lodos fırtınası çok kuvvetliydi o nedenle sahilde gezemedik, gazinoların olduğu şehir merkezi biraz daha kuytuydu. Gene bile deniz öyle yükselmiş ki, yolla aynı hizadaydı. Yollar hep ıslanmıştı. Akşam saatlerine doğru da hava serinlemeye başladı. Elif'in de aksi gibi hırkası yere düştü sırılsıklam oldu. Herhalde o sırada üşüttü diye düşünüyorum.
Son zamanlarda kendi yatağında yatmaya da başladı. Beraber yatıp kitap okuyoruz sonra ben kalkıyorum. Gece tuvalete de kalksa yanımıza gelmiyor. Bilmiyorum bu durum böyle devam eder mi. Ahh bir de kendi başına uyumaya alışsa....

6 Mayıs 2010 Perşembe

Emre Hastanede

Elif hastalığını atlattı gibi, antibiyotik almama konsunda ısrarını sürdürünce kontrole gittik. Neyse ki doktor antibiyotiklik durumu kalmadığını söyledi. 5 günlük bir şurup verdi.
Gelelim Emre'ye. Bu yazımı hastaneden yazıyorum. Bugün 4. günümüz. Emre'nin öksürüğü kesilmeyince ve emmeyi bırakınca pazartesi sabaha karşı Memorial Ataşehir acile getirdik. Bronşiolit teşhisi kondu. Oksijen seviyesi oldukça düşüktü. İlk gün sürekli oksijen verildi. İlaçlarla da akciğerlerini açtılar. Akşama doğru biraz daha kendine geldi. Doktorumuz Murat Bey ve hemşireler gerçekten çok ilgili. Ve doktorumuz bugün müjdeli haberi verdi. İnşallah yarın çıkacağız. Hastane gerçekten çok konforlu ama günler bir odada gerçekten çok sıkıcı geçiyor. Sıkıntıdan kendimi yemeye verdim. Ciddi ciddi kilo aldım herhalde.
Sonuçta Emrecik bizi gerçekten üzdü. Küçük olması dezavantajdı. Hastalık hızlı bir şekilde ilerledi. Solunum sorunu çektiği için uzun bir süre emmek de istemedi. Onu ağzında oksijen maskesi ve elinde serumla uyurken gördükçe içim parçalanıyordu. O kadar küçük ki ve o kadar yorulmuştu ki, yapılan müahelelere gıkı çıkmıyordu. İyileştiği sesinin çıkmasından da anlaşılıyor zaten. Emmesi de esk haline döndü. İnşallah kaybettiği kiloları da alacak oğluşum.

1 Mayıs 2010 Cumartesi

Hastalıktan Kırılıyoruz


Bir haftadan fazladır hastalıktan başımızı kaldıramıyoruz. İlk önce Elif ateşlendi 3 gece yüksek ateşle yandı. Sonra bende ses kısıklığı ile başlayan boğaz enfeksiyonu. Ve maalesef Elif'i uzak tutamadık Emre de şimdi hasta oldu. Ama öyle böyle değil, aslında doktora göre ciddi bir durum yok, ciğerlerinde biraz hırıltı varmış o kadar. Ama genel görünüm öyle değil. Öksürük krizi gelince çocuk nefes alamıyor, kızarıyor. Özellikle dün hepimizi çok korkuttu. Neredeyse acile gidecektik. Bugün yine doktora gittik, doktor burnunu iyice temizledi sonra ilaçlı buhar ve soğuk buhar verildi. Ama durumunda pek de değişiklik yok gibi ya da belki daha kötü durumda olacaktı bilemiyorum artık. Emmesi de zorlaştı tabii, birazcık emip bırakıyor. Gözü de çapaklandı. Eye Clear diye bir solüsyonla temizliyorum. Burnu için de bol bol serum fizyolojik sıkıyorum. İlaç olarak da Sekrol veriyorum yarım ölçek. Bir de sesi kısıldı zavallımın. Ağlıyor ama sesi çıkmıyor, hiç böyle birşey görmedim ben.

Elif'e de en sonunda antibiyotik verdi doktor. Ama Zinnat o kadar acı bir antibiyotikmiş ki sadece iki sefer verebildim. Bir daha almayı reddetti. Ama nasıl bir inat. Kesinlikle ikna etmek mümkün değil. Zorla da ağzına tıkınca tükürdü, sonuç olarak Elif 1-0 galibiyetle bitirdi geceyi. Bugün doktor ilaç değişikliği yaptı. Eğer bunu da almazsa tek çare iğne....

Gitme zamanı da geldi artık. Aslında bu hafta gitmeyi planlıyorduk ama çocuklar bu durumda olunca haftaya erteledik. Eğer herşey yoluna girerse haftaya evimize döneceğiz.

15 Nisan 2010 Perşembe

40 Günlük Emre


Bugün 40'ımız çıktı. Altın batırılmış suda banyomuzu yaptık. Öyle bir inanış varmış, kovadaki suya altın 40 kez batırılıp çıkarılıyor sonra da içine atılıyor, o suyla da çocuk yıkanıyor. Ne anlamı var ama yapıyoruz işte.
Zaman geçtikçe Emre'nin uykuları zorlaşmaya başladı. İlk günlerde emsin diye uykusundan aydırmaya çalışırken şimdi kucakta, beşikte, emzikle her şekilde uyutmaya çalışıyorum. Elifde olduğu gibi öyle çok zamanım da olmuyor. Elif'i rahat rahat uyutmaya çalışırdım. Şimdi Emre'yi uyuturken ya Elif geliyor uyandırıyor, ya da Elif onu sürekli kucağımda görüyor diye stres oluyorum ya da Elif'in de uyku saati gelmiş oluyor Emre uyusa da Elif'i yatırsam diye sabırsızlanıyorum. Kucakta keyfi yerinde oluyor mışıl mışıl uyuyor ama yatırınca hemen gözler açılıyor.
Anne sütüne devam ediyoruz. Geceleri 2 saatte bir ayaktayım Elif'de olduğu gibi. O nedenle genelde akşamları 10 gibi Elif'le birlikte uyuyorum.
Elif de bildiğiniz gibi. Hiçbir değişme yok. O kadar konuşuyorum, konuştuğumda sakinleşiyor, şirinleşiyor, diyorum ki bu sefer değişecek galiba. Ama on dakika sonra bakıyorum yine aynı şeyler. Engel olamıyor kendisine. İçinde müthiş bir öfke var açığa çıkmayı bekleyen.
Geçen haftasonu babası ile hamur almışlar. Arada sırada beraber oynuyoruz, bazen de o yalnız oynuyor. Aslında bayağı da kaptırıyor kendisini. Bugün resmen adam yapmış. Kafası, gövdesi, gözleri, kulakları, kolları ve elleri...Detaylara önem veriyor.

5 Mart 2010 Cuma

Doğum Yaklaştıkça Beklemek Zorlaşıyor

Son günlerde benim mi sinirlerim bozuk yoksa Elif iyicemi huysuzlaştı tam olarak anlayamıyorum. Belki ikisi birden. Ama zor günler geçirdiğimiz kesin. Herşeye ağlamak, herşeyde kendini yerlere atmak....Bazen kaçıp gitmek istiyorum, bazen de içimden dua ediyorum tanrıya bana sabır vermesi için....Onu anlamaya çalışıyorum, sakin kalmaya çalışıyorum, herşeye rağmen sarılıp öpüyorum ama... bazen....bazen zor oluyor işte...
Son günlerde aktivite kitaplarına merak sardık. Ona ilk önce Tübitak yayınlarının bir kitabını almıştım. "Farklı Olanı Bul" adındaki bu kitapta kolaydan zora doğru giden egzersizler var. Şekillerine göre, renklerine göre, yönlerine göre vs. farkları buluyor, çizgilerle birleştirme yapıyor, daire içine alıyor vs. Bu kitabı düşündüğümden çok hızlı bir şekilde yapınca ona yeni bir kitap daha aldım. Bu kitap 3-4 yaşa göre Kavramlar adında bir kitap. İçinde çeşit çeşit egzersizler var. Çok yararlı olduğunu düşünüyorum. Zihinsel becerilerinin yanı sıra el-göz koordinasyonunu da geliştirmesine yardımcı oluyor.


Bir de geçenlerde ona 25 parçalık yap-boz almıştım. İlk birkaç yapışı beraber yaptık baktım sonra kendi başına tamamladı. Böyle güzel sevinçler sıkıntımızı biraz gideriyor neyse ki....


Bebekle ilgili herşey tamam. Babaannemizin aldığı sepeti annemin bir komşusu tüllerle süslemiş sağolsun. Çok şirin olmuş. Tabii bizimkisi durur mu hemen sepetin içine cup diye atladı...Fazla tepki de vermek istemedim ama sepet parçalanacak diye de içim içimi yedi.
Yarın babamız gelecek inşallah. Salı günü de oğlumuz :) Artık son günler beklemeyle geçiyor.

2 Mart 2010 Salı

Şimdi Reklamlar


Annelere ve anne adaylarına yönelik yazılar yazdığımız Annelere Özel'in yayın hayatına başladığını sizlere daha önce duyurmuştum. Sizlerin ilgisi sayesinde her daim güncel tuttuğumuz sitemiz yayın hayatına son hızla devam etmekte. Çocuklarda kabızlık sorunu, anne sütünü arttırmak, bebeklerde emzik kullanımı, bebekler için yemek tarifleri, gebeliğe hazırlık, ikinci el ürünler ve daha fazlası.......Siz Annelere Özel sitemize uğramadan geçmeyin :)

18 Şubat 2010 Perşembe

İstanbul'a Geldik, Doğumu Bekliyoruz

Geçen cuma günü İstanbul'a geldik nihayet. Daha fazla ağırlaşmadan buraya sakladığım alışveriş işlerini tamamladım. Elif'de de olduğu gibi yine e-bebek mağazasını ziyaret ettik. Neyse ki bu sefer bebek arabası, mama sandalyesi gibi çok masraflı bir alışverişimiz olmadı. Bebek çantası, biberon, emzik, yıkama süngeri gibi bazı şeyler aldım. Giyime dair herşey tamam zaten, artık beklemeye geçiyoruz. Yarın hastane çantamı hazırlayacağım. Hastane çantası ile ilgili detayları okumak için tıklayın.
Bugün doktora gittim, 36 haftam bitti. Herhangi bir sorun yok. NST'ye de bağlandım. Sezeryan olacağı için doktor bizden 5 mart ile 10 mart arasında bir tarih vermemizi bekliyor. Ben eşimin daha fazla yanımda kalabilmesi için 8 mart istiyorum, eşim 10 marttan yana. 14 martta onun Bandırma'ya dönecek olması işleri zorlaştırıyor maalesef. İlk çocuk olsa yine sorun etmezdim ama bu sefer Elif'in olması beni endişelendiriyor. Geceleri uyanıp tuvalete götürmemi istediğinde sezeryanlı halimle ben götüremeyceğime göre annemle gitmeyi kabul edecek mi emin olamıyorum, ya da benim o anda annemi uyandırıp uyandıramayacağım konusunda da emin değilim :) Hem gündüzleri de babası ile dışarı çıkar belki, evde misafirlerden ve bebek muhabbetinden çok bunalmaz. Bilemiyorum, kafamda binbir tane düşünce, binbir tane soru var. Geceleri uyku tutmadığı zamanlarda kafamdan hep sorular geçiyor ve günler geçtikçe endişelerim artıyor.
Neyse ki Elif burada geçen seferki gelişlerimize göre daha sakin. Anneannesiyle arası iyi. Tuvaletini ona da yaptırıyor. Ben dışarı çıkınca onunla kalıyor. İştahı da iyi. Umarım bu durum hep böyle devam eder.

12 Kasım 2009 Perşembe

İstanbul'a Geldik Hasta Olduk, Gidiyoruz Hala Hastayız

Hastalıktan hala tam olarak kurtulamadık. İshalimiz de geçti derken öksürük başladı birkaç gündür. Öksürük şurubu ile günde 1-2 bardak ıhlamur çayı içiriyorum. Neyse ki bebekliğinden beri çok seviyor ıhlamur çayını. Tabii poşet çay kullanmıyorum onu belirteyim. Poşet çayların her zaman zararlı olduğu inancındayım. Tabii iştahımızda çok kötü durumda. Çoğunlukla bir tabak çorbayı zor bitiriyoruz. Zayıfladı valla. Elif bir yandan ben bir yandan. Ben de pazar gününden beri burun tıkanıklığı ile uğraşıyorum. Günlerdir uyku nedir bilmiyorum. Öyle bir tıkanıyor ki...Serum fizyolojiklerle açılmayınca artık dün doktora gittim. Allerjikmiş meğer. Hamile olunca öyle her ilaç da verilmiyor. Düşük dozda bir antibiyotik ile çok sıkışınca kullanacağım Otrivine Mentollü verdi. Otrivine'i çok dikkatli kullanıyorum, mesela geceleri yatmadan önce kullanıyorum ama etkisi süper, acayip yakıyor ama bir anda burnum nasıl açıldı anlatamam size. Dün ilk defa deliksiz bir gece uykusu uyudum.
Buarada babamız bugün sürpriz yaptı, geldi. Çok sevindik. Ben annemle doktor kontorlüne gittiğimde gelmiş, Elif çok şaşırmış ve çok sevinmiş. Bir de hediye olarak banyo yapan bir bebek gelince artık keyfine diyecek yok. Bugün şımarma günü, hakkıdır. Ama günlerdir bize hem hastalığından hem de dışarı çıkamadığımızdan olsa gerek huysuzluğu ile kök söktürdü desem yeridir. Ağzından "sevmiyorum seni, eşşeksıpası, hayır" kelimeleri hiç eksik olmuyordu. Artık babasına havale edeceğim :)))
Hamileliğimin 22 haftası bitmek üzere. Geçen hafta doktorum hakkında çok düşünceliydim, nasıl biri diye. Ama tanışınca kendisinden çok memnun kaldım. Çok sakin konuşan, çok saygılı, beni dinleyen ve sorularıma baştan savma cevaplar vermeyen biri. Ayrıntılı ultrason yapıldı 1 saat süreyle. Çok açıklayıcı idi. Herşey yolunda görünüyor. Bir tek benim kan akışımda biraz sorun varmış, tuzu kesmeliymişim. Bir tek zeytin bile yememe müsade etmedi. Bendeki bu sorun bebeğe olan kan akışını da etkilermiş, o nedenle çok üzerinde durdu. Onun dışında herşey yolunda. Bebeğimin kıpırtılarını da azar azar hissetmeye başladım. Asıl 24. haftadan itibaren hissedecekmişim. Ben de heyecanlanıp duruyordum neden hala hissetmiyorum diye....İnsan unutuyor bazı şeyleri.

23 Ekim 2009 Cuma

Annelere Özel Bir Blog



Bugün size yeni bir blogdan sözetmek istiyorum. Yazdan beri üzerinde çalıştığım, ancak daha yeni yeni oturuşan bloğum. Bu seferki kişisel deneyimlerimi yazdığım bir blog değil, bu seferki mümkün olduğunca profesyonel olmaya çalıştığım, araştırmaya dayalı, bilgi verici bir blog. Annelere Özel. Evet tamamiyle anne adaylarına ve annelere yönelik olarak geliştirdiğim blogda annelik, bebek beslenmesi, bebek ve çocuk sağlığı, çocuk psikolojisi, hamilelik, sağlık ve güzellik ve benzeri konularda yazılmış yazılara ulaşabilirsiniz.
Annelere Özel'e bir uğramanız, blog hakkındaki düşüncelerinizi paylaşmanız, önerilerinizi sunmanız benim için gerçekten önemli. Görüşmek üzere....

29 Ağustos 2009 Cumartesi

İkinci Bebeğimiz Yolda

Daha önceki yazımda sizinle paylaşacak bazı şeylerim olduğunu söylemiştim. Elifçik artık büyüdü. Ona evde bir kardeş lazım diye düşündük. Ve Elif'in kardeşi kısmet olursa mart ortası gibi aramıza katılacak. Şimdilik daha çok küçük 3 ay bile olmadı. İkincilerde bazı şeyler daha bir farklı oluyor sanki. Hamile olduğumu bir türlü benmseyememiş olacağım ki, hiçbirşey olmamış gibi yaşantıma devam ettim. Aslında zaten böyle olmalı ama ben biraz abartıp, tatilde jetski, ardından hız teknesi ile dalgalı denizde tur atınca işler hiç de düşündüğümüz gibi gitmedi. Düşük tehlikesi geçirdim. İğneler oldum, hormon hapları kullandım ve sürekli istirahat yaptım 2 hafta boyunca. Hormon haplarına (progestan) hala devam ediyorum. Önümüzdeki hafta kontrole gidince doktorumun keseceğini ümit ediyorum. Şimdi herşeye biraz daha dikkat ediyorum. Fazla yormuyorum kendimi. En önemli olay da Elif. Artık onu ayaktayken kucağıma alamıyorum. Ama o da sağolsun öyle anlayışlı davranıyor ki, hiç beni kucağına al demiyor bana. Bazen yere birşey düşünce "anne sen eğilme, ben alırım, bebek var ya" demez mi... İşte öyle mutlu oluyorum ki öyle anlarda...
Elif'e hemen söyledik. Şimdilik anlıyor gibi gözüküyor, geliyor, öpüyor, seviyor. "Kardeşim doğunca ınga diyecek, altına bez bağlayacağım, gezdireceğim" gibi sözler söylüyor ama doğduktan sonra nasıl olur bilmiyorum. Şimdi o küçük dünyasında neler düşünüyor tam bilemiyorum.
Cinsiyeti henüz belli değil, bunun için 1 ay daha sabretmem gerekiyor.
Geçen hafta 1 haftalığına İstanbul'a gittik, ablamda kaldık. Elif, kuzeni Kaan ile bol bol oynama fırsatı buldu. Acayip eğlendiler. Hatta gideceğimiz günün sabahı Kaan çok keyifsizdi. Bizimkisi için hiç farketmiyor, nereye götürüsen oraya geliyor...:) İstanbul havası bana da iyi geldi. Hamilelikten olsa gerek, bazı duygu kargaşaları yaşıyorum. İsteksizlik, halsizlik, memnuniyetsizlik falan. Hafif bir depresyon geçiriyor gibiyim sanki...Oysa Erdek'in de öyle güzel zamanı ki...Deniz bir harika ama ağustos ayının başından beri içimden denize girmek gelmiyor. Nasıl birşey bu yaaa.....Geçecek inşallah. Evimize bir yerleşelim bakalım....

12 Mayıs 2009 Salı

Karınca Tatlısı


Elif'e her ay düzenli olarak aldığımız Meraklı Minik dergisinde bu ay çok sevimli bir tatlı tarifi gördüm, sizlerle paylaşmak istedim. Hem sağlıklı hem de lezzetli partik bir tatlı.

Karınca Tatlısı

6 adet kuru kayısı
50gr. dut durusu
50gr. kuru üzüm
50gr. yulaf ezmesi
50gr. ince çekilmiş ceviz
2-3 yemek kaşığı bal ya da süt
1 elma
kürdan

Hazırlanışı:
Kayısı, dut ve üzümleri ince ince doğrayın. Bunları yulaf ezmesi ile birlikte rondodan geçirin. Karışıma süt ya da balı ilave edin. Karışım hamur haline gelinceye kadar yoğurun. Ardından küçüklü ve büyüklü toplar hazırlayın. Topları çekilmiş cevize bulayın.
Her bir karınca için iki büyük ve bir de küçük top gerekiyor. Bu topların herbirine kürdandan bir çift bacak yapın. Bacaklarının altına da küçük toplardan ayak yapın.
Elmadan iki küçük daire ve bir de minicik bir dikdörtgen kesin. Bunları aralarına bal sürerek karıncanın yüzüne yapıştırın. Yuvarlak elmaların üstüne üzüm de yapıştırın gözlerini tamamlayın. Antenlerini de yine kürdanlarla yapın.

Afiyet Olsun



10 Mayıs 2009 Pazar

Anneler Günü

Tüm annelerimizin ve anne adaylarının anneler günün kutlarım. Benim kutladığım üçüncü anneler günüm. Bu sene kızım bana her ne kadar anlamını anlamasa da "anneler günün kutlu olsun" dedi. Bunu duymak beni inanılmaz mutlu etti. Kimbilir daha ileriki senelerde neler hissedeceğim....Allah isteyen herkese bu duyguyu tatmayı nasip etsin.

Hasankeyf

Bu haftasonu oldukça yoğun geçti. Hiç evde değildik desem yeridir. Cumartesi günü Batman'a gittik. Önce Hasankeyf'e uğradık. Ardından da bizim yaklaşık 4 sene önce Kardeşini Seç kampanyasından seçmiş olduğumuz İsmail adında bir kardeşimiz vardı. Yıllardır haberleşmeye devam ediyoruz. Mektupla başladı sonra biz ona bazı şeyler (kitap, kırtasiye malzemeleri, eğitici oyunlar vs.) gönderdik. Annesi de çok iyi bir insan çıktı, hep bizi arayıp soruyordu. Elif doğduğunda Batman'dan kalkıp gelmişlerdi. Biz de Diyarbakır'dan ayrılmadan onları bir ziyaret edelim dedik, hem de yakın bir akrabalarının düğünü varmış, ona da davetliydik. Gittik çok iyi bir şekilde karşılandık. Akşam da kına gecesi vardı. Düğün ertesi günmüş, biz onu göremedik. Değişik bir kültür, değişik adetler, değişik bir eğlence anlayışı, gerçekten çok farklı bir deneyim oldu. Bir daha nerede göreceğim kürt düğünü....

İsmail ve abisi Hakan


İsmail'in kardeşi Hatice ile Elif çok eğlendiler

Bugün de türk yıldızlarının gösterisi vardı, oraya gittik. Güzel, güneşli bir gündü. Çok harika bir gösteri oldu. Elif de izlemeye doyamadı, Yiğit'le bir eğlendiler ki sormayın...Oradan da mangala
gittik, keyifli bir mangal sefasından sonra eve döndük akşam 8 gibi. Tabii Elif bugün sadece 15dak. uyuduğu için dönüşte daha arabaya biner binmez uyuyakaldı, pijamalarını giydirdim hiç uyanmadı bile, bayılmış resmen....

Türk yıldızlarını izlerken

Babamız nöbetçi olduğu için anneler günü sebebiyle maalesef ailecek bir şey yapma imkanımız olmadı ama filodaki mangal keyfi de gayet iyi sayılırdı. Bu kadar yoğun bir tempoda eşimin hediye alacak fırsatı olmadığı için hediyem yarına kaldı artık :))
Buarada cuma sabahı başımıza gelen olaydan bahsetmeden edemeyeceğim. Geçenlerde size lojmanda çıkan ve sonu çok kötü biten yangından sözetmiştim. Cuma sabahı 7:30'da da bizim apartmanımızda yangın çıktı. Üçüncü katta çıkan yangının dumanı bizim bulunduğumuz beşinci katta yoğunlaşmış. Panik halinde hemen Elif'i kaptığım gibi pijamalarla aşağıya indik. Ama ne iniş..Ben dördüncü kata inerken basamakları görmüyordum resmen. Üç kat boyunca nefes alınacak gibi değildi. Aşağıya indik Elif ile bu sefer babamız bir türlü çıkmadı. Tabii o bazı dairelere haber vermiş, yardım etmiş falan inmesi uzun sürdü. O inene kadar çok huzursuzdum. İtfaiye falan geldi neyse yangın söndürüldü. Ama biz bütün komşular böyle pijamalarla falan sabah sabah sokaklarda...Sonrasında herşey duruldu eve çıkalım dedik ama bizim evde durulacak gibi değildi, koku nasıl sarmış. Her yeri açtık, giyindik ve filoya gittik. Kahvaltımızı orada yaptık, olayın şokunu atlattık sonra hepimiz normal yaşantımıza döndük ama inanın kaç gün geçti hala Elif'in odasında is kokusu hala var. Onun odası baca gibi zaten, en ufacık bir kokuyu çekiyor hemen, neden bilmem. Velhasıl gerçekten çok ciddi bir olay atlattık aslında. Eğer o yangın gece çıkmış olsaydı şimdi size bu yazıyı yazıyor olamayabilirdim. Allah herkesi böyle kazalardan korusun.

14 Şubat 2009 Cumartesi

Elif'in Yeni Oyuncakları

Nihayet babamız Konya'dan döndü. Tabii bu duruma benim kadar Elif de çok sevindi. Kapıyı bir açışı vardı görmeliydiniz. Babasını öptükten sonraki ilk cümlesi ise "bana ne getirdin" oldu.
Babasının Elif'e ilk sürprizi 40 parçalık patates kafa idi. Elif bayıldı tabii. 40 parçanın içine bir girdi bir daha çıkamadı :)))) Ardından da iki adet yap-boz almış. Elif yap-bozları çok sevdiği için bunlara da hemen atladı tabii. Ama bu seferkiler biraz zorladı onu. Gerçi birkaç güne kalmaz bunları da öğrenir. Birkaç gün birlikte yapıp, mantığını kavratabilirsek iş tamamdır.


bu yapboz herbiri 4 parçadan oluşan 6 farklı hava durumunu gösteriyor.

bu yapboz da 12 parçalık, parçaları oldukça büyük ve resmin üzerine parçaları koyuyorsun

Tuvalet eğitimimiz gayet iyi durumda. Artık geceleri uyanıp tuvaletini yapıyor. Sabahları da kuru kalkıyor. Sabahları kuru kalktığı için kendisi de çok mutlu oldu. Ben de ilk günlerde onu çikolata ile ödüllendirdim. İşin sırrı sanırım yatmadan önce kırk kere "çiş gelince beni uyandır, sakın altını ıslatma bak sonra gece gece soyunmak giyinmek çok zor oluyor" demekte ve ertesi sabah kuru kalktığında ise son derece sevinçle karşılamak ve onu ödüllendirmek.
Herşey iyi güzel ama büyük tuvaletimizde biraz sorun yaşıyoruz. Elif hiç kabız olmazdı. Ama bu tuvalet olayından sonra sık sık kabız olmaya başladı. Acaba psikolojik mi diye düşünüyorum. Gerçi düşündüğüm zaman tuvalete gitmeye ve oturmaya çekinmiyor ama yine de onun küçük dünyasında kmbilir neler oluyor bilemiyorum. Onu hiçbir zaman zorlamıyorum da. Sebzesini ve meyvesini çok güzel yediği halde, kabızlık sorunu yaşıyoruz. Bakalım nereye kadar???



Buarada Ela'nın annesi sevgili Asuman, benim bloğumu sevdiği bloglar arasında ilan etmiş. Bu beni çok mutlu etti. Ben de bu oyuna katılıyor ve sevdiğim blogları yazıyorum:
6- Duru

Oyunun kurallarından da bahsedeyim:
1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek,
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek,
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.

5 Şubat 2009 Perşembe

Uykusuz Geceler

Tuvalet eğitimimiz şimdilik iyi gidiyor. En azından evdeyken gündüzleri sorun yaşamıyoruz. Öğlen uykusundan da artık kuru kalkmaya başladı. 3 gecedir de bez bağlamıyorum, tabii 3 gecedir de altımızı ve yatağımızı ıslatıyoruz. Bu da ikimiz için çok yorucu oluyor. Gecenin bir vakti çarşafları değiştir, pijamaları değiştir.... Bu gece belli bir saatte uyanıp onu tuvalete götürmeyi düşünüyorum. Genelde herkes bunu tavsiye ediyor. Bakalım artık. Ama son günlerdeki uykusuzluğumuz beni çok yoruyor. Vitaminlerle ayakta durmaya çalışıyorum.
Yarın da babamız Konya'ya gidiyor. Bir hafta Elif ile yalnız olacağız. Haftaiçi sorun değil, bakıcı ablamızla rahat geçer, ama haftasonunu kara kara düşünüyorum. Umarım hava güzel olur da en azından yürüyüşe çıkabiliriz.
Grip halimiz geçiyor gibi. Burun akıntısı ve öksürüğü iyice azaldı. Peditus'u çok kısa bir süre kullandım çünkü çok huzursuzuk yaptı. Öksürük için de çok kısa süre yine Levoprant kullandım, ardından ıhlamur, ballı süt ve zencefilli ballarla yani doğal yollarla gidermeye çalıştım. Özellikle zencefilli bal çok iyi geliyor. Bir tatlı kaşığı bala çay kaşığının ucuyla zencefil koyuyorum, içirene kadar çok zor oluyor ama yine balın tadını alınca çok da kötü olmadığına karar veriyor.

25 Aralık 2008 Perşembe

Mutlu Yıllar

İstanbul'a gittiğimizde oyun hamuru almıştım Elif'e. Geçen gün onları çıkardım, ne yapacağını merak ettim. Düşündüğümden daha ilgili çıktı. Ama öncesinde asla yenmeyeceğini ve sadece masanın üzerinde yapabileceği konusunda onu çok uyardım. Neyse ki kurallara uydu ve çok keyifli vakit geçirdik. Aslına bakarsanız ben ondan daha fazla oynadım. O sıkılıyor başka şeylerle ilgileniyor ben hala onu da yapayım, bir de bunu yapayım diye bırakamıyorum. Ne zevkli birşey :)))



Bu hafta babamızın sınav haftası. Haftalardır evden çıkıp arkadaşlarında çalışıyordu. Yüzünü göremiyorduk desem yeridir. Kahvaltıdan sonra çıkıyor, gece 1 gibi geliyordu. Salı günü itibariyle sınavlar başladı. Yarın da sona erecek inşallah. Artık kazandı kazanmadı derdini geçtik, sadece bitsin istiyoruz. Hepimiz çok bunladık. Ailecek vakit geçirmeyi özledik valla. 
Elif, şarkı repertuarına yenilerini eklemeye devam ediyor. Bayramdan geldiğimizden beri Rafet El Roman'ın "aşk, bir kalbin içinde ağlıyor aşk" şarkısını söylüyor. En sevdikerinden biri de kendisinin "mustafa" diye adlandırdığı "İzmir'in dağlarında çiçekler açar, altın gümüş orda sırmalar saçar. Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar. Yaşa Mustafa kemal Paşa yaşa, adın yazılacak mücevher taşa" marşı. Marşlar konusunda hızlı gidiyoruz zaten, "ey vatan" marşını da neredeyse hepsini söylüyor. Sırada mehter var :)))

Elif ile Alpar doktorculuk oynuyorlar

Havalar iyice soğudu, eve kapandık ve Elif artık çok sıkılıyor. Apartmandaki bazı çocuklarla komşuculuk oynamaya başladılar. Benim bile henüz evine gidemediğim komşulara bakıcı ablasıyla gidip geliyor. Komşuluk ilişkileri benden daha iyi yani...Başka türlü zaptetmek mümkün olmuyor. Baba da olmayınca zaman hiç geçmek bilmiyor gerçekten.
Yeni yıl planlarımız da yapıldı bile. Babamızın işyerinde kutlayacağız herzamanki gibi. Gerçi 2 senedir ben İstanbul'daydım hep. Bakalım bu sene Elif ile nasıl olacak. Çünkü Elif 12'ye kadar hayatta dayanamaz. Nerede ve nasıl uyutacağız onu düşünmeye başladım şimdiden. Ama eminim ki hepimiz için eğlenceli bir gece olacak. Çekiliş yapılacakmış, o nedenle her gelen hem bayan hem de baylara yönelik hediye getirecekmiş. Haftasonu çıkıp yılbaşı alışverişi yapmamız gerekiyor. Babamızın hediyesi hazır aslında. Bir de Elif'e birşeyler almamız lazım. Oyuncaktan yana kullanacağız hakkımızı bu sefer.
Yeni yıla kadar fırsat bulup da yazamayabilirim hepinizin yeni yılını şimdiden kutluyor, yeni yılın herkese sağlık, huzur, mutluluk, başarı ve barış getirmesini diliyorum. Seneye görüşmek üzere...

13 Kasım 2008 Perşembe

Babamızın Yokluğunda


Son günlerde iştahımız hiç yerinde değil. Eller de sürekli ağızda. Sanırım köpek dişlerimiz çıkıyor. Hatta geçen akşam biraz ateşlendi, öyle hemen düşmedi ama yine de çok ciddi değildi. Şu diş olayımız ne zaman bitecek acaba çok merak ediyorum.

Babamız gideli neredeyse 2 hafta oldu. Günler çok yavaş geçiyor. Elif gün içinde babasını hiç sormuyor ama bugün öğle uykusundan uyandığında kucağımda kendi kendine konuşurken "niye geldin baba, gelme" diyince içim bir fena oldu. Telefonda konuşurken gayet hevesli ama yine de içten içe bir tepkisi varmış demek. Kimbilir neler geçiyor o küçük kafasından bebeğimin....

29 Ekim 2008 Çarşamba

Cumhuriyet Çocuğu Elif

Tüm bloggerların gözü aydın olsun. Sonunda bloğumuza kavuştuk. Maalesef ülkemizin bu yasaklayıcı zihniyeti sebebi ile sık sık böyle sorunlarla karşılaşacakmışız gibi geliyor bana. 
Bugün 29 Ekim ve Cumhuriyetimizin 85. yılı. Herkese kutlu olsun. Umarım bu coşku nesiller boyu devam eder.


Biz de ailecek bu sabah törene katıldık. Maalesef burada arzu ettiğimiz gibi bir coşku göremiyoruz ama yine de katılım fena değildi. Aslında insanlarda korku olmasa eminim burada da caddeler dolup taşardı ama bir çekingenlik, bir endişe var insanlarda. Halbuki hiç de korkulacak bir ortam yoktu. Elif çok eğlendi, askerleri, öğrenci kortejini, tankları, polis arabalarını seyrederken. En çok da uçaklar ve helikopterler ilgisini çekti tabii.