oyuncak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
oyuncak etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10 Haziran 2010 Perşembe

Emre 3 Aylık


Salı günü Emre'yi kontrole götürdüm. 5 haftada 1.5 kilo almış olmasından ve kilosunun 7.5'a ulaşmış olmasından dolayı doktor bebeğime obez teşhisi koydu maalesef. Ama sadece anne sütü verdiğim için yapacak birşey de yok. Gerçi benim etrafımdaki çok kilolu bebekler yürümeye başlayınca yavaş yavaş verdiler kilolarını hatta içlerinde 3.5 yaşında olup da çok zayıf bile olan var. O nedenle şimdilik endişe etmemeye çalışıyorum. Tabii emzirmeyi azaltma gibi bir durum sözkonusu bile değil. Doktor bir de ciğerlerinde yine hırıltı duydu. Ben de Emre'nin geceleri düdük gibi öttüğünü söyledim. Ona göre bu durum şişman çocuklarda olurmuş ama ben yine de İstanbul'daki doktorumuza danıştım bu konuyu. O da teşhis çok önemli dedi, belki de bronşiolit ile ilgili olabilir ve spray kullanabilirsiniz deyince şimdi başka bir doktora daha götürmeye karar verdim. Durum böyle olunca dün gece Emre ötüp durdukça benim de uykum kaçtı maalesef.
Buarada kafasında konak olduğunu söylemiştim size. Ben bebek yağı kullanıyorum, bekletiyorum, beklerken tarıyorum ve yıkıyorum. Birileri bana şiddetle karbonatı tavsiye etti. Ben de yağlı olmadığı için temizlenmesi kolay olur diye onu kullandım ama hiç memnun kalmadım. Hem çocuğun kafası bembeyaz kaldı, hem de acayip saçı döküldü. Ondan sonra yine bebe yağına döndüm.
Bugünlerde ellerini emmeye başladı. Hem de ne emmek. Şapırdata şupurdata. Öyle de keyif alıyor ki...Artık öyle eskisi gibi yatmaktan da hoşlanmıyor, bir süre sonra kucakta gezmek istiyor. Ama yine de beni çok yorduğunu söyleyemem. Şimdilik her işimi yetiştirebiliyorum. Biraz ütülerim birikiyor o kadar...
Buarada Elif'in bebeklik oyuncakları birbir çıkmaya başladı. Önce egzersiz arkadaşımı çıkarmıştım şimdi de artık oyun halısını...Şuanda pek sevdi, sesi çıkmıyor yatınca hatta heyecanlanıyor. Tabii ablası böyle eğlenceli bir oyuncak çıkınca durur mu hiç :)) Sürekli yanıbaşında, hatta içinde .....


Elif de bugün babaannesi ile birlikte Erdek'e gitti, orada kalacak buakşam. Ben de biraz nefes alacağım. Yarın da hava güzel olursa Emre'yi alıp ben de bir iki geceliğine kaçacağım. Gerçi Emre yatağında rahat ediyor orada nasıl uyutacağız çok tedirgin oluyorum ama orada da bol bol dışarı çıkıp gezme fırsatımız olacak. Babamız olmadığı için iki çocukla Bandırma'da tek başıma hareket kabileyetim çok kısıtlı oluyor. En azından Erdek'te babaennemiz yanımızda olacak.


Anaokulu konusunda çok kararsızım hatta vermeyi düşünmüyordum ama yine de burada çok tavsiye edilen bir anaokulu vardı bugün oraya gittik Elif ile. Elif memnun kaldı tabii ama ben kızımı oraya layık göremedim. Beklentimden oldukça düşüktü. Şimdi yarın bir iki yere daha bakacağım. Eğer gerçekten hoşuma giden, içime sinen bir yer olursa belki haftanın 3 günü yollamayı düşünebilirim. Baktım ki hepsi aynı, o zaman benimle birlikte evde kalsın. Bir sonraki seneye düşünürüm. Büyüdükçe ileri daha da zorlaşıyor aslında. Okul gerçekten insanı çok düşündüren bir durum. Özellikle de böyle ilçede yaşıyorsanız maalesef çok kısıtlı seçenekleriniz var. İstanbul'daki kaliteyi bulmanız mümkün olmuyor.

18 Mayıs 2010 Salı

Bandırma'ya Döndük

Hastaneden çıktıktan 2 gün sonra büyük bir cesaretle Bandrma'ya döndük. Herkes biraz daha kalmamız konusunda ısrarlı idi ancak ben evime dönünce herşeyin düzeleceğine inanıyordum. Neyse ki Emre'de herhangi bir sorun olmadı. Ama bu sefer onu gerçekten kolladık. Normalde ısıtıcı yanacak bir hava değildi ama bu konularda rahat davranan ben bu sefer ısıtıcılarla ortamı hep sıcak tuttum ki hastalık tekrarlamasın. Evimize yerleştik. Tabii kayınvalidem de benimle geldi, sağolsun yemek görevi hep onda. Emre'nin de gazını çıkartıyor uyutuyor. O şimdi yarın dönüyor. Ben de henüz yardımcı bulamadım. Bakalım halim ne olacak.
Emre artık bizlere anlayarak bakmaya başladı. Başıyla takip ediyor. Kouşunca gülücükler saçıyor. Elif gibi o da güleryüzlü olacak herhalde. Playskool'un 2'li egzersiz oyuncağı vardı Elif'ten kalma, onun altına yatırıyoruz heyecanla tepinmeye başlıyor. Kucakta gezinince çok mutlu oluyor ama maalesef ablamızdan ötürü çok fala kucağa alamıyorum garibimi :(
Buarada Elif dün gece ateşlendi. Öyle çok ciddi bir durum değil 38-38.5 arasında. Gece tuvalete kalktıında ilk önce farketmedim ateşini, sonra çenesi açıldı birden. Yatağına yattı vırvır konuşup duruyor. Yanımıza geldi hala konuşuyor, masallar anlatıyor...Meğer ateşi varmış çenesine vurmuş :))) Şimdilik 6 saat arayla Calpol veriyorum.
Geçen pazar günü Erdek'e gittik. Lodos fırtınası çok kuvvetliydi o nedenle sahilde gezemedik, gazinoların olduğu şehir merkezi biraz daha kuytuydu. Gene bile deniz öyle yükselmiş ki, yolla aynı hizadaydı. Yollar hep ıslanmıştı. Akşam saatlerine doğru da hava serinlemeye başladı. Elif'in de aksi gibi hırkası yere düştü sırılsıklam oldu. Herhalde o sırada üşüttü diye düşünüyorum.
Son zamanlarda kendi yatağında yatmaya da başladı. Beraber yatıp kitap okuyoruz sonra ben kalkıyorum. Gece tuvalete de kalksa yanımıza gelmiyor. Bilmiyorum bu durum böyle devam eder mi. Ahh bir de kendi başına uyumaya alışsa....

12 Kasım 2009 Perşembe

İstanbul'a Geldik Hasta Olduk, Gidiyoruz Hala Hastayız

Hastalıktan hala tam olarak kurtulamadık. İshalimiz de geçti derken öksürük başladı birkaç gündür. Öksürük şurubu ile günde 1-2 bardak ıhlamur çayı içiriyorum. Neyse ki bebekliğinden beri çok seviyor ıhlamur çayını. Tabii poşet çay kullanmıyorum onu belirteyim. Poşet çayların her zaman zararlı olduğu inancındayım. Tabii iştahımızda çok kötü durumda. Çoğunlukla bir tabak çorbayı zor bitiriyoruz. Zayıfladı valla. Elif bir yandan ben bir yandan. Ben de pazar gününden beri burun tıkanıklığı ile uğraşıyorum. Günlerdir uyku nedir bilmiyorum. Öyle bir tıkanıyor ki...Serum fizyolojiklerle açılmayınca artık dün doktora gittim. Allerjikmiş meğer. Hamile olunca öyle her ilaç da verilmiyor. Düşük dozda bir antibiyotik ile çok sıkışınca kullanacağım Otrivine Mentollü verdi. Otrivine'i çok dikkatli kullanıyorum, mesela geceleri yatmadan önce kullanıyorum ama etkisi süper, acayip yakıyor ama bir anda burnum nasıl açıldı anlatamam size. Dün ilk defa deliksiz bir gece uykusu uyudum.
Buarada babamız bugün sürpriz yaptı, geldi. Çok sevindik. Ben annemle doktor kontorlüne gittiğimde gelmiş, Elif çok şaşırmış ve çok sevinmiş. Bir de hediye olarak banyo yapan bir bebek gelince artık keyfine diyecek yok. Bugün şımarma günü, hakkıdır. Ama günlerdir bize hem hastalığından hem de dışarı çıkamadığımızdan olsa gerek huysuzluğu ile kök söktürdü desem yeridir. Ağzından "sevmiyorum seni, eşşeksıpası, hayır" kelimeleri hiç eksik olmuyordu. Artık babasına havale edeceğim :)))
Hamileliğimin 22 haftası bitmek üzere. Geçen hafta doktorum hakkında çok düşünceliydim, nasıl biri diye. Ama tanışınca kendisinden çok memnun kaldım. Çok sakin konuşan, çok saygılı, beni dinleyen ve sorularıma baştan savma cevaplar vermeyen biri. Ayrıntılı ultrason yapıldı 1 saat süreyle. Çok açıklayıcı idi. Herşey yolunda görünüyor. Bir tek benim kan akışımda biraz sorun varmış, tuzu kesmeliymişim. Bir tek zeytin bile yememe müsade etmedi. Bendeki bu sorun bebeğe olan kan akışını da etkilermiş, o nedenle çok üzerinde durdu. Onun dışında herşey yolunda. Bebeğimin kıpırtılarını da azar azar hissetmeye başladım. Asıl 24. haftadan itibaren hissedecekmişim. Ben de heyecanlanıp duruyordum neden hala hissetmiyorum diye....İnsan unutuyor bazı şeyleri.

19 Nisan 2009 Pazar

Beşinci Yıldönümümüz ve Üzücü Bir Hafta

beşinci yıldönümümüz

Perşembe günü evliliğimizin 5.yılını kutladık. Ne çabuk geçiyor zaman, evlendik 5 yıl geçti, Elif bile 2 yaşını geçti. Nasıl geçecek 5 yıl diye geldiğimiz Diyarbakır'ı bile doldurduk. 24 nisan'da tayinler açıklanıyor, çok heyecanlıyız. Ancak görseniz ailelerimiz bizden daha heyecanlı, sanki 24 nisan'da yola çıkıyoruz :))) Oysa haziran ortasına kadar daha buradayız.
Yıldönümümüz sebebiyle ailecek balık yemeye gittik. Maalesef çok orjinal birşey yapma imkanımız yok. Balığımızı yedik eve geldik, ben de evde ıslak kek yapmıştım, tatlı niyetine de onu yedik. Bundan sonraki yıllarımız da hep ağız tadıyla geçsin.

Bu haftasonu pek birşey yapamadık. Aslında cumartesi önemli bir gecemiz vardı ancak haftaiçi Balıkesir'de bir f-16 uçağının düşmesi ve bir pilot kardeşimizin şehit olması sebebiyle gecemiz iptal edildi. Ben de aldığım elbiseyi seneye giymek üzere kaldırdım. Uçağın düştüğü gece burada lojmanda da çok kötü bir yangın çıktı. Balkondan seyrederken bile tüylerimiz diken diken oldu. Yangında 4-5 yaşlarında bir çocuk hayatını kaybetti, annesi hamileymiş, bebeğini de maalesef kaybetmiş. Tam bir trajedi anlayacağınız. Gerçekten çok üzücü bir hafta geçirdik. Gün içinde pek aklıma gelmiyor ama gece başımı yastığa koyduğumda hep bu olayları ve geride kalanları düşünüyorum, çok etkilenmişim. Allah gidenlere rahmet eylesin, kalanlara sabır versin, kimseye de böyle acılar yaşatmasın.
Elif'le gün içinde öyle enteresan anlar yaşıyoruz ki, aslında herbirini bir yere not etsem diyorum ama unutuyorum. Aklımda kalan birşeyi paylaşmak istiyorum hemen.
Geçenlerde ben yemek hazırlarken Elif de bana "ben para kazanmaya gidiyorum" dedi. Ben de ona "para kazanıp ne alacaksın" dedim. "yemek alacağım" dedi. Sonra da bir süre sesi pek çıkmadı. Bir baktık ki, ayakkabılarını giymiş kapıyı açmaya çalışıyor. "Nereye gidiyorsun" diye sorduğumda "para kazanmaya gidiyorum" dedi. Çok güldüm :))) 

Diyarbakır'da gökyüzünün sarardığı ve çamur yağdığı günlerinden biri

Buaralar soru sormalara da başladı. Ne olsa "neden öyle dedin, neden güldün, neden baktın, neden acıyor, neden hasta oldun, nereye gidiyorsun, ne yapıyorsun, neden öyle duruyor vs." hiç arkası kesilmeyen sorular....Hepsine elimden geldiğince cevap vermeye çalışıyorum.
Geçenlerde renkli elişi kağıtarı aldım, onları kare şeklinde kesip kartonlara yapıştırdım. Bu hazırlanış aşamasında yapıştırıcıyı Elif sürdü ve çok eğlendi. Sonrasında da hazırladığımız malzemelerle oyunlar oynadık. Aynı olanları üstüste koyma, farklı olanları bulma vs. Farklı olanı bulma konusunda biraz hatalarımız oluyor ama aynı olanları rahatlıkla ayırabiliyor. Renkleri de artık tamamiyle öğrendik. Bir ara da farklı şekillerde renkli kartonlar hazırlamayı düşünüyorum. Böylece uzun zamandır üzerinde durmadığımız şekilleri de pekiştirmiş oluruz.

Eğitici oyunlarımız

Dün birlikte bezelye ayıkladık. Gerçekten de bana yardımı dokundu. O da çok keyif aldı, bezelyeleri ayıklamaktan. Sonra da birlikte bezelyeli makarna yaptık ve afiyetle yedik.

9 Mart 2009 Pazartesi

Elazığ Gezimizden Notlar

Cuma akşamı Almanya'ya giden arkadaşlarımızla son bir yemek yedik. Kızları Mercan da Elif'in en sevdği arkadaşlarından biri. Maalesef onu çok özleyecek. O akşam çok eğlendiler. Koltukların üzerinde zıplamaktan ter içinde kaldılar.

Elif ve Mercan

Yolda giderken
Ertesi sabah ise kahaltı ederken birden aklımıza esti Elazığ'a gittik. Ne zamandır gidelim görelim diyorduk, ama ya hava müsait olmuyordu ya da haftasonu birşeyler çıkıyordu. Ama uzun süredir Diyarbakır'da olmaktan da sıkılmıştık artık. Bir yerlere gidelim gezelim istiyorduk. Neyse karar verdik ve 1 saat içinde yola çıkmıştık bile. 2 saatlik bir mesafe Elazığ ama biz hiç durmadan Keban'a gidince yarım saat daha uzadı. Elif bu süre çerisinde biraz uyudu, biraz şarkı söyledi, biraz bakındı ama hiç sesi çıkmadı. Keban'a geldiğimizde yemek vakti olduğu için ilk önce dere kenarındaki bir alabalık restoranına gittik. Ondan sonra da baraja ulaştık. Baraj bendine çıktık. Hava biraz rüzgarlı olduğu için çok fazla duramadık. O arada Fırat üniversitesinden bir grup fotoğrafçılık klübü öğrencisi de geldi. Hepsi Elif'i görünce basın ordusu gibi resimlerini çekmek istedi. Elif bu durumdan biraz rahatsız oldu. Her resimde somurtuktu, ama gençler ona yine de bayıldı.
Keban Barajında

Kebandan sonra Elazığ merkeze, kalacağımız yere ulaştık. Biraz dinlendik, yemeğimizi yedik akşam da çok eskiden İstanbulda komşumuz olan tanıdıklarımıza uğradık. Gecemiz de eski günleri yadederek geçti anlayacağınız.
Ertesi gün kavaltımızı ettik. Sonra biraz merkezde dolaştık. Kapalıçarşı dedikleri yerden biraz alışveriş ettik. Bizim cevizli sucuk diye bildiğimize burada Orcik diyorlar ve çok çeşitli şekillerde yapıyorlar. Biraz orcik, biraz pestil, biraz kuru kayısı ve dut gibi şeyler alıp, Harput'a doğru yola koyulduk. Harput Elazığ'ın ilk yerleşim alanıymış. Aslında çok güzel ve heybetli bir kale ama kale duvarlarından çok azı ayakta kalabilmiş.
Alacalı Cami, Ulu Cami de camilerinden bazılarıydı. Ulu Cami'nin minaresi o kadar eğik duruyor ki, yakın bir zamanda düşecekmiş gibi geliyor insana.

Uzaktan Harput Kalesi

Harput Ulucami

Ardından da Meryem Ana kilisesini ziyaret ettik. Yer altında küçük bir kilisydi.
Yemeğimizi Harput'ta yedikten sonra Diyarbakır'a doğru yola çıktık.

 
Dönüşte hava bayağı bir kararmıştı, ha yağdı ha yağacak derken yağmura yakalanmadan ulaştık Diyarbakır'a. Elazığ'ın havasından sonra burası o kadar ılıman geldi ki...
Sonuç olarak güzel ve değişik bir haftasonu geçirdik. Ben Elazığ'ı gerçekten beğendim. Elif de çok keyif aldı. Elazığ'daki bir alışveriş merkezinde Diyarbakır'da maalsef hiç olmayan güzel bir oyuncakçı bulduk. Oradan bazı oyuncaklar aldık. Eve gelince ilk işi onları açmak oldu tabii.

Yeni oyuncağımız

14 Şubat 2009 Cumartesi

Elif'in Yeni Oyuncakları

Nihayet babamız Konya'dan döndü. Tabii bu duruma benim kadar Elif de çok sevindi. Kapıyı bir açışı vardı görmeliydiniz. Babasını öptükten sonraki ilk cümlesi ise "bana ne getirdin" oldu.
Babasının Elif'e ilk sürprizi 40 parçalık patates kafa idi. Elif bayıldı tabii. 40 parçanın içine bir girdi bir daha çıkamadı :)))) Ardından da iki adet yap-boz almış. Elif yap-bozları çok sevdiği için bunlara da hemen atladı tabii. Ama bu seferkiler biraz zorladı onu. Gerçi birkaç güne kalmaz bunları da öğrenir. Birkaç gün birlikte yapıp, mantığını kavratabilirsek iş tamamdır.


bu yapboz herbiri 4 parçadan oluşan 6 farklı hava durumunu gösteriyor.

bu yapboz da 12 parçalık, parçaları oldukça büyük ve resmin üzerine parçaları koyuyorsun

Tuvalet eğitimimiz gayet iyi durumda. Artık geceleri uyanıp tuvaletini yapıyor. Sabahları da kuru kalkıyor. Sabahları kuru kalktığı için kendisi de çok mutlu oldu. Ben de ilk günlerde onu çikolata ile ödüllendirdim. İşin sırrı sanırım yatmadan önce kırk kere "çiş gelince beni uyandır, sakın altını ıslatma bak sonra gece gece soyunmak giyinmek çok zor oluyor" demekte ve ertesi sabah kuru kalktığında ise son derece sevinçle karşılamak ve onu ödüllendirmek.
Herşey iyi güzel ama büyük tuvaletimizde biraz sorun yaşıyoruz. Elif hiç kabız olmazdı. Ama bu tuvalet olayından sonra sık sık kabız olmaya başladı. Acaba psikolojik mi diye düşünüyorum. Gerçi düşündüğüm zaman tuvalete gitmeye ve oturmaya çekinmiyor ama yine de onun küçük dünyasında kmbilir neler oluyor bilemiyorum. Onu hiçbir zaman zorlamıyorum da. Sebzesini ve meyvesini çok güzel yediği halde, kabızlık sorunu yaşıyoruz. Bakalım nereye kadar???



Buarada Ela'nın annesi sevgili Asuman, benim bloğumu sevdiği bloglar arasında ilan etmiş. Bu beni çok mutlu etti. Ben de bu oyuna katılıyor ve sevdiğim blogları yazıyorum:
6- Duru

Oyunun kurallarından da bahsedeyim:
1. Seni ödüllendiren blog yazarının linkini vermek,
2. Bu ödülü başka 7 blog sahibine linklerini vererek göndermek,
3. Seçilen blog yazarlarını durumdan haberdar etmek.

6 Ocak 2009 Salı

Kendi Kendimize Yeme Sorunumuz

Çok nadir dışarıda olduğumuz zamanlarda hazır meyve suyu içmesine izin veriyorum

2009 soğuk başladı, öyle de devam ediyor. Her sene olduğu gibi ısıtıcılarla idare ediyoruz yine. Ama bir göz odaya kapanma gibi şansımız yok maalesef. Elif evin her yerinde. 
Babamızın sınavı bittiğinden beri artık Elif ile daha fazla vakit geçirmeye başladı. Elif ve tabii ki ben de bu durumdan oldukça memnunuz. Artık haftasonları ne yapsak diye planlar yapabiliyoruz.

Yılbaşında Elif'e hediye edilen bebek buaralar elinden düşmüyor

Uzun süredir yemek yeme konusunda kendisi yesin diye uğraşıyoruz, bir türlü yanaşmıyor. Çok nadiren çok sevdiği bir yemek varsa, mesela makarna gibi onu yiyiyor ancak başka hiçbirşeyi yemiyor. En fazla 2-3 kaşık alıp inmek istiyor. Babamız ile bu konuda biraz tartışıyoruz. O kendisi yemediği müddetçe, bizim yedirmememizi, masadan aç kalkmasını istiyor. Ben ise bir anne olarak maalesef ki, ben yedireyim ama yeter ki yesin derdindeyim. Yani anlayacağınız bazen aç aç kalkıyor masadan ve yatana kadar birşey yemediği oluyor. Allahtan yatmadan önce süt içiyor da içim biraz rahat ediyor.
En sevdiği yemek yayla çorbası ve makarna. Özellikle de yayla çorbası benim kurtrıcım oluyor. Ne zaman ki yemek yemediği  bir döneme giriyor, terbiyeli bir yayla çorbası yapıyorum. İçine kimi zaman küçük top köfte kimi zaman da nohut koyuyorum. Bazen tavuk suyuna yapıyorum. Bayıla bayıla yiyiyor. Böylece gıdasını da tam olarak almış oluyor.

25 Aralık 2008 Perşembe

Mutlu Yıllar

İstanbul'a gittiğimizde oyun hamuru almıştım Elif'e. Geçen gün onları çıkardım, ne yapacağını merak ettim. Düşündüğümden daha ilgili çıktı. Ama öncesinde asla yenmeyeceğini ve sadece masanın üzerinde yapabileceği konusunda onu çok uyardım. Neyse ki kurallara uydu ve çok keyifli vakit geçirdik. Aslına bakarsanız ben ondan daha fazla oynadım. O sıkılıyor başka şeylerle ilgileniyor ben hala onu da yapayım, bir de bunu yapayım diye bırakamıyorum. Ne zevkli birşey :)))



Bu hafta babamızın sınav haftası. Haftalardır evden çıkıp arkadaşlarında çalışıyordu. Yüzünü göremiyorduk desem yeridir. Kahvaltıdan sonra çıkıyor, gece 1 gibi geliyordu. Salı günü itibariyle sınavlar başladı. Yarın da sona erecek inşallah. Artık kazandı kazanmadı derdini geçtik, sadece bitsin istiyoruz. Hepimiz çok bunladık. Ailecek vakit geçirmeyi özledik valla. 
Elif, şarkı repertuarına yenilerini eklemeye devam ediyor. Bayramdan geldiğimizden beri Rafet El Roman'ın "aşk, bir kalbin içinde ağlıyor aşk" şarkısını söylüyor. En sevdikerinden biri de kendisinin "mustafa" diye adlandırdığı "İzmir'in dağlarında çiçekler açar, altın gümüş orda sırmalar saçar. Bozulmuş düşmanlar yel gibi kaçar. Yaşa Mustafa kemal Paşa yaşa, adın yazılacak mücevher taşa" marşı. Marşlar konusunda hızlı gidiyoruz zaten, "ey vatan" marşını da neredeyse hepsini söylüyor. Sırada mehter var :)))

Elif ile Alpar doktorculuk oynuyorlar

Havalar iyice soğudu, eve kapandık ve Elif artık çok sıkılıyor. Apartmandaki bazı çocuklarla komşuculuk oynamaya başladılar. Benim bile henüz evine gidemediğim komşulara bakıcı ablasıyla gidip geliyor. Komşuluk ilişkileri benden daha iyi yani...Başka türlü zaptetmek mümkün olmuyor. Baba da olmayınca zaman hiç geçmek bilmiyor gerçekten.
Yeni yıl planlarımız da yapıldı bile. Babamızın işyerinde kutlayacağız herzamanki gibi. Gerçi 2 senedir ben İstanbul'daydım hep. Bakalım bu sene Elif ile nasıl olacak. Çünkü Elif 12'ye kadar hayatta dayanamaz. Nerede ve nasıl uyutacağız onu düşünmeye başladım şimdiden. Ama eminim ki hepimiz için eğlenceli bir gece olacak. Çekiliş yapılacakmış, o nedenle her gelen hem bayan hem de baylara yönelik hediye getirecekmiş. Haftasonu çıkıp yılbaşı alışverişi yapmamız gerekiyor. Babamızın hediyesi hazır aslında. Bir de Elif'e birşeyler almamız lazım. Oyuncaktan yana kullanacağız hakkımızı bu sefer.
Yeni yıla kadar fırsat bulup da yazamayabilirim hepinizin yeni yılını şimdiden kutluyor, yeni yılın herkese sağlık, huzur, mutluluk, başarı ve barış getirmesini diliyorum. Seneye görüşmek üzere...

14 Aralık 2008 Pazar

Bayram Tatilimiz


Uzun zaman oldu bloğumu güncelleyemeyeli. Şimdi burada gereksiz yere saymak istemiyorum ama inanın geçerli mazaretlerim var.
Bayram tatilini fırsat bilip Elif ile birlikte İstanbul'a kaçıverdik. Babamızın işleri nedeniyle burada kalması gerekiyordu maalesef. Ancak İstabul'a gitmeden hemen önce Elif çok kötü bir kaza atlattı. Sehpadan düştü ve gözü morardı. Ama öyle böyle değil. düştüğü gece sadece gözünün çaprazı idi, buzlar koyduk, losoniller sürdük ama yine de ertesii gün kalktığımzda morluk gözünün altına kadar yayılmıştı, neredeyse içine girecek yani. Tüm bayram süresince zavallımın gözü renkten renge girdi. Döndüğümüzde artık birşey kalmadı neredeyse. Ama havaalanında başlayan sorular tüm bayram süresince devam etti. Artık fenalık geldi cevap vermekten. Son günlerde gözüne vurdum morardı demeye başladım :))))

Bayramın ilk günü Elif'in gözü bu haldeydi

Geçen yıl bu bayramda dedemiz de bu fotoğraftaydı :(

İstanbul'da zaman çabuk geçti tabii ki. Zaten bayram telaşesi, ziyaretler, alışveriş falan derken bir baktık ki dönüş vakit gelmiş. Hepimiz için ama en çok da Elif için çok keyifli bir tatil oldu. Bu sefer kuzeni Kaan'la bol bol vakit geçirebildi. Onun dışında Serra, Ömer, Derin, Deniz ve Can'la da çok güzel oynadı. Tatilimiz kısa olduğu için bu sefer anneannemiz başta olmak üzere kimse Elif'e doyamadı. Artık yaza kadar gelme şansımız olmayacak sanırım. Artık Elif'e doyamayan buraya gelir :)))

Anneannemizde bayram sabahı

Dedesinin canları

Dişlerimiz dişlerimiz ah o dişlerimiz. Size taa ne zaman yazmıştım sanırım diş geliyor diye, o gün bu gündür hala gelen giden yok, sıkıntısı da yok ama ne bileyim geç kalmış gibi geliyor, endişeleniyorum. İstanbul'da biraz üşüttük de sanırım. Çok az belli belirsiz bir öksürüğü vardı, bu sabah bayağı çoğalmıştı. Gerçi sonrasında yine azaldı ama öğle yemeğinde ona sıcacık bir tarhana çorbası yaptım, o da afiyetle yedi. Akşamüstü de ıhlamur hazırlayacağım. Neyse ki bitki çayları ile aramız çok iyi. Umarım ilaca gerek kalmadan atlatırız.
Elif'e İstanbul'dan bol bol kitap ve boya kalemleri aldım. İkea'ya gittik birgün, oradan da çok sevimli oyuncaklar...Bir de oyun hamuru aldım. İki yaş için diyor üzerinde, ben de deneyeceğim bakalım, hamur zamanı gelmiş mi gelmemiş mi. Ancak aldıklarımız bavullarımıza sığmadığı için ayrı bir koli yapmak zorunda kaldık. Oyuncaklarımız ve hamurlarımız arkadan gelecekler.

Piyano sevgimiz hala devam ediyor

21 Kasım 2008 Cuma

Babamız Döndü

Nihayet babamız geldi. Aslında kendisini cuma günü sabah saatlerinde bekliyorduk ancak bize sürpriz yapmış ve perşembeden basmış gelmiş. Elif'in babasını ilk görüşü uyanır uyanmaz olduğu için yüzündeki ifade sanki kendini rüyada hissediyormuş gibiydi. Sonra gülmelere başladı, sonrasında da direk oyuncaklarını görmeye gitti zaten. Babamız çok güzel bir winnie tren seti getirmiş Elif'e, ve bir sürü de kitap. Elif hepsine bayıldı tabii. Özellikle de kitapları hiç elinden düşmüyor.

Bu akşam babamızın gecikmiş doğumgünü kutladık. Aslında çarşamba günüydü ama maalesef bugün kutlayabildik. Önce dışarıda yemeğimizi yedik sonra da eve gelip mumuzu üfledik ve pastamızı kestik. Elif için en eğlenceli kısmı mum üflemesiydi. Aslında pastayı çok severdi ama bu gece canı pasta yemek istemedi.

19 Ekim 2008 Pazar

Eğitici Oyunlar

Diyarbakır'da iyi ve eğitici oyuncak bulmak biraz zor. Herzaman internetten de sipariş vermek olmuyor. Zaten Elif yeni alınan bir oyuncakla en fazla 2-3 gün oynuyor sonra yüzüne bile bakmıyor. O yüzden onu oyuncağa boğmamaya çalışıyorum. Artık yavaş yavaş bilinçlendiği için ona daha çok eğitici neler yapabiliriz diye düşünüyoruz. Bazı anneler ne kadar yaratıcı oluyor ve evdeki malzemelerden gerçekten çok eğlenceli şeyler yapabiliyorlar. Maalesef ben bu kadar yaratıcı değilim. Geçen gün babamız internetten kitap siparişi vermiş. Çocukların Sevdiği 365 Yaratıcı Oyun ve Bebekler İçin Beyin Geliştirici Zeka Oyunları. Ben özellikle ilk kitabı yani 365 oyunu daha çok beğendim. İçinde çeşitli malzemeler kullanarak çocuğunuzu hem eğitebileceğiniz hem de eğlendirebileceğiniz aktiviteler var. Henüz tamamını okuyamadım. Okuduğum kadarıyla aradan seçtiklerim oldu ve Elif ile birlikte denedik. Mesela bunlardan birisi eşleştirme oyunu. Gerçi kitaptakinin aynısı değildi, ben biraz değiştirdim. Kitapta dergilerden resimler kesin ve kartona yapıştırın, başka kartonlara da bunların isimlerini yazın çocuğunuz da bunları eşleştirsin diyor. Ben bunu şöyle değiştirdim. Dergilerden kestiğim her resmin bir benzerini daha buldum. Mesela çanta, farklı ama yine bir çanta. Ya da iki farklı bebek arabası ya da iki farklı bebek gibi. Bunları kartonlara yapıştırdım. Elif'ten aynı nesnelere sahip kartları üst üste koymasını istedim. Gayet başarılı bir şekilde yapıyor ama ilgisi maalesef ki çok uzun sürmüyor. Toplam 13 nesnemiz var bunların 8'ini falan ilgiyle yapıyor sonrasında ilgisi dağılıyor biraz zorluyorum.

Eşleştirme oyunu

Şimdi tek isteğim 2-3 parçalı puzzle bulmak. Burada zaten mümkün değil ama internette de çok az rastladım. Onlar da stokta yoktu. Bebeklere yönelik olarak ben sadece Galt marka puzzle buldum. Tam istediğim gibi aslında, 2 parçalı olanları da vardı; 2,4,6 gibi farklı sayıda 3-4 değişik puzzle'ın tek bir kutuda olduğu puzzlelar da vardı. Stoğa geldiği vakit onlardan almayı düşünüyorum.

18 Ekim 2008 Cumartesi

Elif'in Muffinleri

Her gün akşamüstü Elif'e ne versem diye kara kara düşünüyorum. Aklıma farklı birşey gelmiyor pek. Bazen yoğurt içine bisküvi kırıyorum, bazen kek yapıyorum, bazen börek. Eif böreği pek tercih etmiyor maalesef. Geçen gün ona muffin yaptım. İnternetten aldım tarifini ancak internette muffin için çok farklı tarifler var, hangisini seçeceğim konusunda gerçekten çok kafam karıştı. Neyse bir tanesini seçtim ve kendime göre biraz değişikliklerle gayet başarılı bir muffin oldu. Şekilleri haricinde. Evimde muffin kalıbı olmadığı için daha önceden almış olduğum kağıt kalıplara yapmaya çalıştım ama muffinler yayıldıkça yayıldı :)

Fındıklı ve Damla Çikolatalı Muffin
2 su bardağı un
3 yumurta
1.5 su bardağı şeker
4 çorba kaşığı yoğurt
1 bardak sıvıyağ
Kabartma Tozu
Vanilin
1/2 bardak çekilmiş fındık
2 çorba kaşığı damla çikolata

Yumurta ve şekeri krem gibi bir hal alana kadar iyice çırpın. Krem haline gelince yoğurt ve sıvıyağı ekleyin. Un, kabartma tozu ve vanilyayı ayrı bir yerde karıştırıp karışıma ekleyin. Mikserde iyice çırpın.
Son olarak damla çikolataları ve fındığı ekleyip sadece kaşıkla dibinden şöyle iyice karıştırın. Mikser kullanmayın.
Kalıplara 2-3 kaşık dökerek, 170 derecede yaklaşık 30 dakika pişirin.
Not: Bebeğiniz küçükse şeker miktarını biraz azaltabilirsiniz, ben genelde öyle yapıyorum.
Afiyet Olsun

14 Ekim 2008 Salı

Yeni Eğlencemiz: Benekli


Atları çok seviyor Elif. Nerede bir at görse bayılıyor. En sonunda internetten ona sallanan bir at aldık. Çok sevindi tabii. Ona "Benekli" ismini verdik. Bugün dünkü kadar hevesli olmasa da yine binmeye devam etti. Bakalım hevesi ne zaman geçecek?

İştahımız son günlerde yine gitti. Diş çıkarma gibi bir belirti de yok ama biraz soğuk almış, burnu akıyor, belki de ondandır diyorum. Nasıl ki burnunuz tıkalıyken yemek yemek istemezsiniz, bebeker ve çocuklar da böyle durumlarda iştahsız olabiliyorlar. Ben de çok üstüne gitmiyorum. Çünkü normalde iyi yiyen bir çocuk. Hatta bakıcı ablamız öyle iyi yediriyor ki, 2 ayda oldukça kilo aldığını ben bile farkedebiliyorum.

Yazın bırakmış olduğumuz vitamine yine başladık. Sıcakarda Supravit önermişti doktorumuz, suda çözülüyor diye. Öncesinde Minadex kullanıyorduk, yağda çözülüyormuş. Ben yaz sonunda Supravite başlamıştım şimdi yine Minadexe döndüm. Gerek var mı yok mu emin değilim aslında. Çünkü meyvesini ve sebzesini gayet iyi yiyor. Tabii D vitamini takviyesi gereklidir ama multivitaminden emin değilim. Bu ay sonunda doktora gidince soracağım.

7 Ekim 2008 Salı

Boya Maceramız


Bayramın hemen ardından başlayan diş ağrısıyla neye uğradığımı şaşırdım. Nasıl yani, şekerler bu kadar çabuk mu etkisini gösterir??? Dün apar topar diş hekiminin yolunu tuttum. Meğer çürük yokmuş, çok sevindim tabii. Ama 20 yaş dişim baskı yapıyormuş bir de orada cep dedikleri bir boşluk oluşmuş, zaten asıl ağrıyan yer de orasıymış. 20 yaş dişimin alınması gerektiğini söyledi. Tabii cerrahi bir operasyonla çünkü henüz çıkmadı. Bu duruma pek sevindiğimi söyleyemem çünkü ortaokul yıllarında alt 20'liklerimi aldırmıştım ama zor bir operasyondu. Sonrasında da ağrım olmuştu. Hadi o zaman küçük bir kızdım naz yapabiliyordum iğneden korkunca falan. Ya şimdi...İğne yapılırken nasıl dayanacağım bilmiyorum. Neyse düşünmesen daha iyi herhalde.

Bu diş ağrısı muhabbeti Elif'e de konu oldu tabii. Durmadan annenin dişi ağrıyor diye geziniyor ortalarda.


Geçenlerde Elif'in konuşmasında bir bozukluk olduğunu farkettim. Ne yapıyorsun diyeceğine napıyon diyip duruyor. Bakıcı ablamız da dahil olmak üzere bizim ailede kimse böyle konuşmaz ama neyse ben de onu düzeltmeye çalıştım, ne söylese beğenirsiniz. Napisiyon? Bu da Elifçe olsa gerek. :))

Dün akşam babamız evde yoktu herzamanki gibi, benim de yemek hazırlamam gerekiyordu. Koltuğa bir örtü serdim, Elif'i oturttum, eline de boya kalemi ve bir kitap verdim boyaması için. İlk önceleri baktığımda gayet güzel boyuyordu. Sonra bakım örtüyü falan boyamaya başladı. En son baktığımda ise, sehpayı boyarken yakaladım. Ben sehpaya bakarken aslında lacivert bir boyayla boyanmış salon halısını görmemişim tabii, bir de Elif'in ağzını. Elif'in ağzı ve sehpa çabuk temizlendi ama halı için aynı şeyi söyleyemeyeceğim. Neyse ki Kosla halı Yıkama deterjanı vardı da, lekeyi çıkardı. Demek ki çocukları boya yaparken asla yalnız bırakmayacakmışız.

2 Ekim 2008 Perşembe

İyi Bayramlar

Oldukça yoğun bir bayram geçirdik yine. Aslına bakarsanız daha da bitmiş değil. Evvelsi gün ve dün biz gezip durduk, şimdi iade-i ziyaretleri kabul ediyoruz bugün. Elif'in de uyku ve yemek düzeni iyice şaştı tabii maalesef. Ama keyfi çok yerinde. Her gittiğimiz yerde kendine oynayacak bir arkadaş bulduğu için o halinden memnun. Az önce bir grup çocuklu arkadaş ziyaretimize geldiler. Gittiklerinde Elif'in odası savaş alanı gibiydi. Toplayamadım çünkü Elif öyle bir bayılmış ki zavallım hemen uyudu, ben de odasını öyle bırakak zorunda kaldım.
İşte Elif'ten bayram manzaraları.




18 Eylül 2008 Perşembe

Elif Pişik Oldu

Diş çıkarma dönemlerinde bazen ishal oluyor ve sonunda da pişik oluyor. Geçenlerde geç kalmış olan alt yan kesici dişi çıktı, diğeri de yolda. Bu nedenle yine günlerdir pişiği ile uğraşıyoruz. Eskiden bepanthene ile hametanı birlikte sürdüğümde geçerdi, bu defa ne sürdüysem işe yaramadı. Travazol krem de işe yaramadı, çinko oksit daha bir kötü yaptı. Şimdi sadece hametan krem sürüyorum ve mümkün olduğunca bez bağlamıyorum. Tabii tahmin edersiniz ki, bez bağlamayınca Elif'i sürekli duşa sokmak ve halı silmek zorunda kalıyorum.


Dün akşam ilk defa lazımlığına büyük tuvaletini yaptı. Çok heyecanlandı ve mutlu oldu. Bugün de ben işteyken çişini yapmış. Belki bu pişik bahanesiyle bezden kurtulur muyuz bilemiyorum. Yalnız şuanda tek istediğim pişiğinin geçmesi, niye bu kadar uzun sürdü anlamıyorum.

Geçen akşam arkadaşlar geldi iftara. Tabii bir de Yiğit. Elif ile Yiğit zaman zaman bağırıştılarsa da genel olarak iyi anlaştılar. Yemekten sonra evi diskoya çevirdik. Yiğit'in dansetmesini görmelisiniz. Bizimkisi yanında sap gibi durdu desem yeridir. Arada bir ayıp olmasın diye sallanıyordu o kadar.


11 Eylül 2008 Perşembe

Yeni Oyuncağımız


Dün iş çıkıında Elif'e işte bu market arabasını aldım. Daha önce bir bebek arabası vardı ama onu parçaladığı için atmak durumunda kaldık. Tabii Elif'in arabasından vazgeçmesi kolay olmadı. Gerçi atık unutmuştu ama iş dönüşü bir jest yapayım kızıma dedim. Tam da düşündüğüm gibi hemen sürmeye başladı. Hem de yanaığımdan öptü ve "teşekkür" dedi. Akşam o, arabasıyla meşgul olurken ben de Yaprak Dökümünü biraz olsun izleyebildim :))) Stratejim bu, izlemek istediğim ya da yapmak istediğim birşeyler varsa ona hemen yeni birşeyler çıkartıyorum. İlk hevesle kendini kaptırıp oynarken ben de işimi yapabiliyorum.

9 Eylül 2008 Salı

1.5 Yıl Sonra Yeniden İş Hayatına Dönüş


İşe başlayalı 1 haftayı aşkın bir süre oldu. İlk gün Elif'i evde bakıcı ablası ile bırakıp gidince karmaşık duygular içerisine girdim. Sanki çocuğunu bırakıp işe giden tek anne benmişim gibi biraz kızgınlık, biraz pişmanlık, biraz hüzün ve biraz da heyecan vardı. Ama Elif'in ablası ile iyi vakit geçirdiğini öğrendiğimde içim rahatladı. Zaten öğlen 1 gibi eve geldiğim için de, Elif uykudan uyanınca beni görebiliyor. Zaten ne uyku ne de yeme problemimiz var. Ablasını çok seviyor.

Evden biraz uzak kalmak bana iyi geliyor. 1.5 yıldır sürekli evde çocuk bakmak bende biraz bıkkınlık yaratmıştı artık. Evhanımı psikolojisi de rahatsız ediyordu beni. Şimdi yeniden işkadını oldum. Mutluyum ve işimden şimdilik memnunum.

Sıcaklarla hala başımız belada. Geceleri hala klimasız uyuyamıyoruz. Bugün biraz sıcaklık düştü gibi oldu ama bu sefer de geldiğimiz zamanki gibi bir toz bulutu havada. Dışarıda nefes alınmıyor. Allahım ne pis bir havası var bu şehrin. Cam, kapı açamıyoruz. Aslında açabilsek hava biraz serin gibi. Ama açamadığımız için klimaya ihtiyaç duyuluyor maalesef. Elif sabahtan biraz dışarı çıkmış ama pis hava öğleden sonra iyice bastırınca akşamüstü parka gidemedik. Gidemeyince de bizimkisi evde azıyor da azıyor. Neyse ki akşam vakitli uyuyor da, gecelerim bana kalabiliyor.

Kitap ve dergilerle aramız süper. Elinden hiç eksik olmuyor. Yemek yerken de sıkıldığı zamanlarda hemen bir dergi ya da kitap çıkartıyorum, onunla oyanlanarak sonuna kadar yediriyorum. Öğlenleri uyurken de hep kitap okuyoruz. Hatta inanamayacaksınız belki ama babası onu Bilim ve Teknik dergileri ile uyutuyor. O yüzden artık her türlü dergi ile oyalanabiliyor. İlk Adım Serisinin ilk sözcükler, ilk hayvanlar kitapları da çok iyi. İlk Renkler kitabımızdaki nesneleri artık çok iyi tanıyabiliyor. Ancak renkler konusunda acayip bir inadımız var. Bir ara bütün renklere mavi diyordu. Şimdi de pembe. Kaç kere söylediysem nafile, inat etti öğrenmiyor. Ben de üzerine gitmiyorum artık.

En sevdiği oyuncağı hala, babaannesinin ona getirmiş olduğu bebek. Daha 10 aylıkken ayağına koyup sallıyordu. Son günlerde de, bebeği battaniyesine sarıp, kucağında sallamaya başladı. Bir de canım diyerek ona bir sarılışı var, görmeniz gerek. Bul-tak tipi oyuncakları da seviyor. Bir de saat şeklinde bir puzzlemız var. Onu artık yapa yapa her bir rakamın yerini ezberlemiş. Artık yeni bir puzzle almanın zamanı geldi sanırım.