18 Nisan 2012 Çarşamba

23 Nisan Etkinlikleri



23 Nisan Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nda çocukları farklı mekânlarda birbirinden eğlenceli ve eğitici aktiviteler bekliyor. Müzelerden tiyatrolara, alışveriş merkezlerinden festivallere birçok noktada farklı yaş gruplarından çocukların katılabileceği etkinlikler düzenlenecek. Bu etkinliklerden pek çoğunu anneysen.com sizin için derledi:

·                    Dünyanın en büyük tematik akvaryumu İstanbul Akvaryum, 23-29 Nisan tarihleri arasında bilet alan herkese akvaryum içerisinde yer alan 5D 6 akslı sinemaya yüzde 50 indirimle giriş hakkı sunuyor. Sinemada yedi farklı film seçeneği bulunuyor. Tel: 444 97 44 PBX
·                    İstanbul Modern’in bu yıl yedincisini düzenlediği Çocuk Şenliği’nde çocuklar 23 Nisan-29 Nisan tarihleri arasında hafta içi Doğal Hayatın Sanatçıları’nın nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya olan canlıları konu alışını, eserleri inceleyerek değerlendirecekler. Ardından, kendileri için hazırlanan malzemelerle bu konuda kendi sanatsal ifadelerini yaratacaklar. Tel: (0212) 334 73 00

16 Nisan 2012 Pazartesi

8 yılı geride bıraktık...Elde var iki dünya tatlısı

Bugünün önemi büyük hepimiz için. Bugün bizim evliliğimizin 8. yılı. Sekiz yıl önce bugün şu saatlerde gelinliğimi giymiş vaziyette evden çıkmak üzere müstakbel eşimi bekliyordum herhalde. Nasıl bir heyecan, nasıl bir telaş. Ne mutlu ki aradan geçen zaman heyecanımızdan hiçbir şey kaybettirmemiş. Bugün babamız gece geç geleceği için kutlamamızı cumartesi gecesi yaptık. Hava çok yağışlı olduğu için dışarı çıkmak istemedik, evde güzel bir ziyafet yapalım dedik. Çocuklarla romantik miydi???....asla....ama çok keyifliydi...

Neler yapıyoruz?



Emrenin bu iki parçalı eğitici yapbozu en çok sevdikleri arasında. Bu yapboz ile aynı zamanda hayvanları,renkleri ve şekilleri de öğreniyor. 20 hayvandan toplamda 40 parça. Yanılmıyorsam Orchard Toys'un oyuncağı idi. Elif'ten kalma olduğu için kutusu kaybolmuş.


Educa'nın bu yapbozunu İstanbul'a gidişimizde almıştım D&R'dan. Renkleri ve kategorileştirmeyi öğretmeyi hedefleyen bir yapboz. Aslında çok eğitici ama birbirine bağlantı kısımlarını o kadar kısa tutmuşlar ki çocuk birleştirirken çok zorlanıyor. Ayrıca hemen dağılıyor.

Galt'ın oyuncaklarını hep beğenmişimdir. Bu yapboz da tam 2 yaş çocuğuna uygun. 3-4-5 ve 6 parçalı 4 farklı araç mevcut. Emre artık hepsini yapmaya başladı.

Bu tişörtü de babamız Elif'e getirmişti. Kumaş boyaları ile tişörtü boyuyorsun. Üzerindeki araçlar kendisinden. Elif sadece içini boyadı. Bir de isimlerimizi yazdı. Sonra bu tişörtü giyip kreşe gitti :) Çok eğleniyor bu tip aktivitelerden. Kutusunda dediğine göre soğuk suyla yıkanınca boyalar çıkıyormuş yeniden boyanabiliyormuş ama ben henüz denemedim. Renk vereceği için elimde yıkarım diyorum, tabii iş elde yıkama olunca sallayıp duruyorum.



12 Nisan 2012 Perşembe

Manisa'da Düğün

Havalar ısındı diye sevindik attık kendimizi sokaklara, sonra yeniden kış geldi kapandık eve. Ciddi ciddi kalorifer ihtiyacı duyduk. Bugün yeniden ısınmanın sinyallerini veriyor gibi hava ama haftasonu için yağışlı gösteriyor. Geçen seneki gibi olmaz inşallah. Geçen sene hatırlarsanız ha ısındı, ha ısınacak derken baktık haziran gelmiş...
Geçen hafta bir arkadaşımızın düğünü için Manisa'ya gittik. Hava da nasıl güzeldi, düğün de gayet güzel geçti. Çocuklar kah eğlendiler, kah süründüler tabii. İkisi de bütün gece pistten ayrılmadılar. Tabii arabaya bindiğimiz anda kafalar gitti. Odaya zor attık kendimizi. Hadi Emre neyse ama Elif artık öyle hafif değil ki, 20 kilo :) Onu taşımak epey zahmetli oluyor. Neyse ertesi sabah dağ havası alalım diye Spil dağına çıktık. Nasıl temiz bir hava, bol yeşillik..Gözümüz ve ciğerlerimiz açıldı doğrusu. Ama esinti çok fazlaydı o nedenle arabadan fazla çıkmamayı tercih ettik. Mesir macunumuzu alıp Bandırma'ya doğru yola çıktık. Keşke vakit olsaydı da İzmir'e de kaçabilseydik. Çok seviyorum ben İzmir'i. İleride yaşamak istediğim yerlerden birisi. Şimdi olmadı ama yazın mutlaka Foça taraflarına kaçarız herhalde.

 Gelin çiçeği ile Elif


Öksürükle başımız dertte. 10 günden fazla bir süre önce ikisini de doktora götürdüm, Elif bronşit olmuş yine. Emre'de de şiddetli akıntı var burnunda boğazına akıyor. İlaçlarımızı düzenli de kullandık ama hala tam geçmedi. Bugün kontrole götüreceğim okuldan sonra. Şu havalar biran önce ısınsa artık.



26 Mart 2012 Pazartesi

Babamızın Yokluğunda

Babamız gideli 10 gün oldu. Özledik tabii. Cuma gecesi Emre gecenin 3'ünde baba diye ağlamaya başladı. Ne yaptıysam sakinleştiremedim. En sonunda 3:30'da babamızı cepten aramak zorunda kaldık. Sesini duyunca rahatladı tabii ama tekrar uyuması epey bir zaman aldı. Zavallı Elif de bu sırada çıkan seslerden uyandı ve uyumakta zorlandı.

ertesi sabah bu haldelerdi

Son günlerde yeni cümleler kurmaya başladı. Anne kalk, anne kaç, anne bak gibi. Geçen gün bir yerde yanan bir ateş gördük, çocuklar onu yangın sanmışlar, akşam eve gelip de yatana kadar "anne nangın kaç" deyip durdu bizimkisi.
Bazı çocukların yatak arkadaşı vardır. Biz Elif'te denediysek de bizden başka yatak arkadaşı edindiremedik. Bu yatak arkadaşları genelde ne olur, ayıcık, tavşancık ya da benzer yumuşak hayvanlar değil mi? Bizim Emre ise son günlerde doydoy diye tabir ettiğimiz gemisini belledi yatak arkadaşı diye. Ona sarılıp uyuyor. Hem de ne gemi...Taa kuzenimin çocukluğundan beraber oynadığımız bir deniz oyuncağı. Bildiğiniz plastik bir gemi. Ama ne de sağlammış ya, kaç sene sonrasında yazlıkta bir yerlerden çıkmıştı. O gün bugündür ondan hiç vazgeçemiyoruz.


Elif de babasının yokluğunda zaman zaman çok hırçınlaşsa da genelde oldukça anlyışlı idi bu sefer. Televizyon ve bilgisayar seyretmeme cezası verdiğimde bile hiç ağlamıyor, kendini oyalayacak başka şeylere yöneliyordu. Geceleri de artık 9:30 - 10:00 arasında yatağına girmiş oluyor. Babasının yokluğunda her akşam birlikte yattık, gerçi babası varken de farketmiyor hep birlikte kalkıyoruz genelde. Bu sabah uyandığımda ikisi de ne zaman gelmiş yanıma hatırlamıyorum bile. Ama onlarla birlikte gözümü açmak çok keyifliydi.
Dediğim gibi Emre de artık yanıma gelmeye başladı. Beşiğinden bir şekilde yol bulmuş çıkıyor artık. İlk başlarda seslenir eğer ben hemen gitmezsem çıkıyordu, şimdi sessiz sedasız çıkıp geliyor yanımıza. Sabahları bazen uyanıp direk oyun odasına giriyor, uyandığımda tıkırtılar duyuyorum odadan, sonra sesleniyorum hemen geliyor yanıma :)
Buarada babam da artık evine çıktı, morali ve keyfi daha yerinde. Ziyaretine giden herkes iyi gördüklerini söylüyorlar, babamız perşembe günü gelsin cuma günü İstanbul'a gideceğiz inşallah. Kısa kalacak olsak da, babamı görmüş olacağım. Hem çocukları görmek de onu mutlu edecektir.

Elif'ten kalma bu ikili hayvan yapbozları çok fonksiyonel ve çok da eğlenceli

21 Mart 2012 Çarşamba

Bu Adam Benim Babam...Benim Herşeye Gücü Yeten Babam Bunu da Yenecek

En son Emre'nin kalmışım...O zamandan bu zamana neler oldu neler..yazamadım çünkü yazacak vakit de yoktu, istek de ...

İstanbul'a gittik şubat sonuydu sanırım, bir haftalık bir tatil yapıp döndük. Bu arada Emre'nin de erken doğumgünü kutlamasını yaptık. Teyzem ve kuzeni ile beraber. Hepsi yakın tarihte doğdukları için kuzenim böyle bir kutlama yapmayı uygun bulmuş, bizim de hoşumuza gitti tabii bütün aile beraber. Gerçekten de keyifli bir gündü. O günden sonra da keyif falan kalmadı zaten. Ertesi gündü yanılmıyorsam babam bağırsakları ile ilgili bir şikayetten dolayı hastaneye gitmiş annemle, eve dönmüşler sorun çözülemeyince yeniden hastaneye gittiler. Gidiş o gidiş tam 18 gün oldu. O gün hastaneye yatırdılar babamı. Bağırsakta sorun vardı, kusması vardı bir de. Tetkik için yatıralım dediler. Ama babam zaten parkinson hastası olduğu için yapılan tahliller ve röntgenler sonucu çok yorgun düşmüştü. Zaten eve gidecek hali yoktu. O yorgunluk hiç gitmedi sonrasında babamdan. Ertesi gün biz dönmek zorundaydık, aklım babamda döndük mecburen. Önce besin zehirlenmesi gibi bir teşhis konduğunda sevindik, sonrasında kolonoskopi istedi doktor. İş ciddiye binmeye başladı. Kolonoskopide sonuç iyi çıkmayınca ameliyat gerekli olduğu söylendi. Pazar günü dönmüştük İstanbul'dan ben bu sefer babaannemizi Bandırmaya çağırıp tek başıma çarşamba günü İstanbul'a gittim. Çocukları evde babanneleri ile babalarıyla bıraktım. Aklım kalmadı onlarda. Onlardan çok babamın ve annemin daha çok ihtiyacı vardı bana.

Ameliyat babamın özel durumundan dolayı çok riskliydi. Ameliyata girmeden önce bile ameliyatlı gibi baygındı zaten. Bünyesi zayıftı böyle ciddi bir ameliyatı kaldırabilecek mi diye çok endişeliydik. 3 saatlik zor bekleyişten sonra babam ameliyattan çıktı, herşey yolundaydı doktora göre. Ama babamın toparlanması çok uzun zaman alacaktı. Ben 3 gece kaldıktan sonra döndüm, çocuklar daha fazla annesiz kalamadılar. Bıraktığımda pek de iyi değildi babam, aklımın bir yeri İstanbul'da kaldı yine...

Haberler aslında iyiydi hep, ameliyatla ilgili herşey yolundaydı. Ama babam hala toparlanamıyordu. Ve sabırsızlıkla ve büyük umutlarla beklediğimiz pataloji sonucu. İşte duymak istemediğim haber buydu. Adını bile burada söylemek istemiyorum. İlk önce kemoterapi olmaz dendi, babam zayıf diye, ama onkolog olması gerektiğini söylemiş. Bugün hastaneden çıkıyorlar. Babam, iyi desem mi bilemiyorum, iyi olmaya çalışıyor hala. Eski haline ne zaman gelir, ya da gelir mi onu zaman gösterecek...Bundan sonra özellikle de annemi zorlu bir süreç bekliyor. Umarım bu sureç babama acı çektirmeden, annemi yıkmadan, hafiflikle geçer gider ve ben yine buradan bu sefer güzel haberler verebilirim. Herkese sağlıklı günler diliyorum