6 Kasım 2012 Salı

Soğuklardan başınız dertteyse


Ve işte sonbaharın bitmesi de yaklaştı. Bu mevsim gerçekten zor oluyor. Evlerde soğuktan duramaz oluyoruz. Kaloriferler henüz yanmadığı için battaniyelerin altında ısınmaya çalışıyoruz bir fincan sıcak çay ya da kahve ile.


Kendimizi korumak kolay, battaniyenin altına girdik mi tamam ama ya çocuklar? Onları ikna edip de kalın giydirmek bile mesele oluyor çoğu zaman. Çoğunlukla terlik giymeyen o küçük ayakları çoraplı da olsa taşa bastı mı ısınması mümkün değil.
Bir de çamaşır kurutma derdi oluyor bu mevsimde. Ne evde, ne dışarıda çamaşırlar kurumak bilmiyor. Kurutma makinesi aslında bu işin kesin çözümü ama her evde de kurutma makinesi olamıyor maalesef.
İşte bu nedenle klima lazım diyorum. Mevsim geçişlerinde bence artık bir gereklilik gibi. 
Bir de kışın ısınmayan evler var. Kaloriferler yandığı halde ısı yalıtımı olmadığı için ya da kaloriferlerin tasarruflu yakılmasından kaynaklanan evin ısınma sorunu kışın çok büyük dert. İşte burada da kliması olanlar yine rahat ediyor.



Isınma işi tamam da elektrik faturası ne olacak diye geçiriyorsunuzdur içinizden. Artık A sınıfından bile daha az enerji harcayan inverter klimalarla cebinizi yakmadan ısınmak mümkün. Dikkat etmeniz gereken klimanızı taktırmadan önce yetkili servisten keşif yaptırmanız. İşte o zaman klimanızı en verimli şekilde kullanmış olursunuz.


5 Kasım 2012 Pazartesi

Araba ve motosiklet çılgınlığı


Son zamanlarda bu araba ve motosiklet ikilisi vazgeçilmezimiz durumunda. Sürekli çarpışıyorlar, uçuyorlar, patlıyorlar aklınıza ne gelirse işte...Genelde yalnız oynamaktan pek hoşlanmıyor, özellikle de benimle oynamak istiyor. Ben de istiyorum ki bunlar çarpışmasınlar sadece yarışsınlar, trafikte kurallara uygun olarak gitsinler..Çocuğuna doğru olanı öğretmek isteyen ideal anne...Ama nerdeee....erkek çocuğu işte...genlerinde var sanırım bunların saldırganlık içgüdüsü..
Dün zar zor yatabildiğimiz öğlen uykusuna yine bu ikiliyle dalabildi.


1 Kasım 2012 Perşembe

Yeni bakıcı ile günlük hayatımıza geri dönüş

Malta dönüşü valizleri boşalttım, ve yazlıkları kaldırdıktan sonra valizleri bu kez de bayram tatili için hazırladım. Babamız 2 valiz görünce şaşırdı. Geçen sefer İstanbul'a giderken tek bir valiz yetmişti..şimdi niye 2 valiz diye sormaz mı?
-e kocacım o zaman haftasonu için giderken şimdi 6 gün için gidiyoruz üstelik bayram...
Ah şu erkekler bizleri hiç anlayamayacaklar :)
Neyse rahat bir yolculuk sonunda İstanbul'a geldik. Bayramda uzun süredir görmediğimiz kuzenlerimizle de görüşme imkanımız oldu. Zaten bayramlar da bunun için değil mi? Çocuklar kuzenlerini tanımayacaklar bu bayramlar olmasa :)
Şimdi yeniden Bandırmadayız. Bayram öncesinde en son başlayan bakıcıya da yol verdim. Olmadı, Emre ona da alışamadı. O nedenle bayram sonrası başlayacak yeni bakıcımız için endişelerimiz vardı. Teyzemiz bugün başladı. Ve Emre hiç beklemediğim bir şekilde yeni bakıcısını hiç yadırgamadı. Teyzemiz işini bilen biri...Güler yüzüyle, tatlı diliyle onun gönlünü kazanmayı başardı gibi..Aman nazar değmesin..
Emre artık derdini rahatlıkla anlatabilecek seviyeye geldi ama yine de grameri kullanmada bir sıkıntımız var. Örneğin gelmeyeceğim yerine "Emre gel değil" diyor. Hala birinci tekil şahısa geçemedik. Bir de gel değil, git değil, ye değil gibi kullanıyor olumsuz cümleleri...ingilizce dil yapısına daha uygun sanki ing. mi öğretsek acaba?? Konuşmaya ilk başladığı zamandan beri herkesin diline düşen "doydoy" kelimesi nihayet yerini gemiye, tekneye bıraktı. Ama arabaya ısrarla "fuççu" demeye devam ediyor. Kaka ile çişi de ayırtediyor bir süredir.
Son zamanlarda ablası servise binip gittikçe kendisi de servise binip okula gitmek istiyor. Acaba kreşe verse miydim diye geçiyor zaman zaman aklımdan özellikle de bakıcılara alışamadığı dönemlerde.. ama daha çok küçük diye düşünüyorum. Orada yaptıklarını bile bana tam anlatacak yeterlilikte değil.
Elif de okuma yazmaya devam. Okulumuz fazlasıyla hızlı gidiyor. Bana göya hafifletilmiş müfredat falan dediler ama hiç de dedikleri gibi gitmiyorlar. Duyduğum bütün özel okullardan bile hızlı gidiyorlar. e,l,a,t, i, n ve o harfleri çoktan bitti. Muhtemelen bugün r'ye geçeceklerdir. Bizimkisi sınıfta yapmaktan pek hoşlanmıyor. Defterini gösterdiğinde öğretmen şok oldum. Neredeyse hiçbirşey yazmamış. Sonra derdini anladık. Aslında yanında birinin olmasını istiyor. Öğretmen onu bir süredir bir arkadaşı ile birebir derse alıyor. O derslerdeki defterini gösterdi, inci gibi yazmış. Yani sürekli ilgi. Evde de öyle. Yanından gittiğimde bakıyorum hemen başka şeylere atlıyor. Ama ödev yapma konusunda önemli bir yol katettik gibi. İlk zamanlarda resmen ağlıyordu. Şimdi sıkılıyor yine ama yapıyor kuzu kuzu. Okuma konusunda daha hevesli. Hadi gel okuyalım dediğimde hemen alıyor kitabını. Kendisi tek başına bile okuma çalışması yapıyor. Okulun bu hızlı gidişatına rağmen Elif'in duruma adapte olması sevindirici ama ilerisi için aklımda gerçekten soru işaretleri var.

23 Ekim 2012 Salı

Malta Gezimiz

Yazın planlamış olduğumuz Malta seyahatini en sonunda gerçekleştirdik. Aslında babamız dil okulu için 2 haftalık hızlandırılmış bir kursa gitti. Ben de ikinci hafta onun yanına gittim, gece hayatı çok sağlam değilmiş, yalnız kalmasın istedim :))) Tabii çocukları Bandırma'da babaanneleriyle bıraktık. Gidene kadar çok stresli oldu. Çünkü yeni bir bakıcı başlamıştı ama kız ne Emreyle diyalog kurabildi ne de ev işlerinde yeterliydi ama babaannemiz benim yokluğumda yalnız olmasın diye onunla devam etmek zorunda kaldık. Öyle mi olur böyle mi olur derken kendimi Malta'da buldum. İnsanın kendine vakit ayırması gerektiğine bu kez gerçekten çok inandım. İstediğim saatte yatıp istediğim saatte kalkmanın (gerçi yine 8 oldu mu kalkıyordum), istediğim zaman istediğim yere gidebilmenin verdiği keyif, ve tabi ki eşimle başbaşa olmanın yıllar sonra verdiği mutluluk.


Malta'da toplamda 4 gece geçirdim ama eşim orada kendisine sosyal bir çevre edindiği için ben de her akşam onlarla konuşma fırsatı elde ediyordum. Eşimle de hiç Türkçe konuşmadık kendi aramızda. Bu nedenle ikimiz için de hem eğlenceli hem de çok faydalı bir gezi oldu. Dünyanın birçok ülkesinden insanlar tanıdık.
Malta çok küçük bir ada ülkesi İtalyanın hemen güneyinde. Bir sürü şehir var ama şehir dedikleri yerler İstanbulun ilçeleri gibi. Yani St. Julian'dan Sliema'ya gitmek Erenköyden, Bostancıya gitmek kadar bile değil. Yürüyerek şehir değiştiriyorsunuz. Toplamda İstanbulun yarısı kadar bir ada. Hava sıcaktı ama benim şansıma biraz rüzgarlıydı deniz kıyıları bu nedenle denize girme şansım olmadı. Ama bunalmadan da gezebildim iyi oldu. 





Yemek konusuna gelince aç kalmadım ama yemekler pek de iç açıcı değildi. genelde makarna ya da tavuk yemeklerini tercih ettim. Bir gece Japon restoranına gittik. Eşim sushi yedi ben de Yaki Udon adında noodle. İkimiz de yaptığımız tercihten oldukça memnun kaldık. 

Dönüşte uçağımız Roma üzerinden aktarmalıydı ve yaklaşık 5 saat gibi bir süremiz vardı. Bu süre içerisinde Romayı da biraz gezme şansı elde ettik. Kolezyumu dışarıdan gezdik. İçeriye girmedik çünkü geç olmuştu, kapılar kapanmıştı.




Roma sokaklarında bolca yürüdükten sonra uçağımıza bindik ve Türkiye'ye geldik gecenin birinde. Oradan Bursya giden bir otobüs bulduk, Bursa'da inice de şansımıza Erdek otobüsü varmış hemen bindik. Sabah 8:30 gibi evdeydik. Kahvaltıyı çocuklarla beraber eme fırsatını yakaladık.
Yorucu ama bir o kadar da güzel bir tatil oldu. Çocuklar biraz büyüsün, en çok istediğim onlarla da bir yurtdışı tatili yapmak. Ama şimdilik başbaşa daha iyi :)

10 Ekim 2012 Çarşamba

Tekerlekli sandalye ile engelleri aşmak



Toplum olarak engelliler konusunda daha bilinçli ve duyarlı olmamız gerekiyor. Her ne kadar eskiye göre oldukça iyi yönde bir gelişim gözlense de hala birçok alanda engelli vatandaşlarımız için gerekli şartların sağlanamadığını görmekteyim. Çocuk sahibi olduktan ve bebek arabası kullanmaya başladıktan sonra engelli vatandaşlarımızı daha fazla anlamaya başladım. Şehirlerin sadece belli başlı merkezi yerlerinde onlara uygun kaldırımlar düzenlenmekte. Ya diğer yerler? Diz boyu kaldırım olan cadde ve sokaklarda normal insanların bile inip çıkması kolay olmuyorken bebek arabası süren veya tekerlekli sandalye kullanan insanların halini siz düşünün. Öyle yerler biliyorum ki, hem de İstanbul’un iyi semtlerinde, kaldırımın yüksekliğini geçtik, o kadar dar ki ne kaldırımda gidebiliyorsunuz ne de sokak dar olduğu için ve o dar sokakta bir de araba park ettiği için kaldırım dışında da yaya olarak bile yol almak çok zor. Bu durumda bir engelli vatandaşımızın bu sokaktan geçmesi imkansız.
Rampa çok zor bir şey mi? Neden her kaldırıma sık sık rampa koymazlar anlamıyorum. Koydukları da resimdeki gibi birşey olabiliyor maalesef. Bunu da ancak ülkemizde görebiliriz herhalde.



Biz toplum olarak onların engellerini kafalarında bitirtmek için birtakım uğraşlar versek de, somut olarak onların önündeki engeller devam ettiği müddetçe bu insanlar hep köşelerine çekilmeye mahkum olacaklar maalesef.

2 Ekim 2012 Salı

Zor bir yıl olacak gibi

Bu hafta okulda üçüncü haftamız. Çok sıkıntı yok gibi görünse de dün öğretmeni ile yaptığım görüşmede Elif'in çizgi çalışmalarını yapmadığını, sıkıldığını, arkadaşları ile ders içinde konuştuğunu ve başka şeylerle ilgilendiğini söyledi. Öğretmeni çok iyi, çok yumuşak. Onu zorlamadığını yoksa kaybedebileceğini söyledi. O nedenle bizim evde tekrar yapmamızı istedi. Dün el yazısı ile "e, E ve l" harflerini yapmaya çalıştık ama Elif kendine çok güvensiz. Daha masaya otururken ben yapamıyorum ki diye ağlamaya başladı. Onu cesaretlendirecek şeyler söyledim, zamanla yapabileceğini söyledim ama sanırım biraz da yorgundu, hiç motive olamadı. Ağlaya ağlaya birkaç satır çalıştık, tabii pek yararlı bir çalışma olmadı. Babamızın akşamları evde olmaması ve Emre gibi bir canavarın yanı başımızda bizi sürekli rahatsız ediyor olması da cabası tabii. Emreyi içeri götürsem durmuyor, yanıma gelse sürekli ablasına karışıyor. Nasıl geçecek bu yıl bilemiyorum. Dersler dışında sosyal ilişkilerinin iyi olduğunu söyledi öğretmeni. Beslenmesi de iyiymiş. Kimseye ihtiyaç duymadan rahatça yediğinden bahsetti.

Emreye gelince. o tam bir afet oldu son haftalarda. Babaannemizin ve babamızın gitmesiyle ve Erdekten Bandırmaya dönen yaşantımızla birlikte Emre de 180 derece huy değiştirmiş bulunmakta. Yemeğini rahatça yiyen o çocuk gitti şimdi masaya bile getiremediğimiz bir çocuk geldi. Uykusu gelince başını dizime koyan o çocuk gitti, sürekli yataktan kalkmak isteyen bir çocuk geldi. Herşeye "tamam" diyen o çocuk gitti, her cümlesine "hayır" ile başlayan çocuk geldi. Yani tam bir 2 yaş sendromu yaşıyoruz. Eylül başında başlayan bakıcımız maalesef sadece 2 hafta dayanabildi Emre'ye. Emre de onu hiç sevmemişti zaten. Kadın bizi bıraktı gitti. Şimdi yeni bir abla başladı. Ona da çok farklı davranmıyor. Umarım bu kızcağız da bizi yarıyolda bırakıp gitmez.